ski climbing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ski climbing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2020 Çarşamba

Yılın kayak turları, kısa.

Bu yıl kayak sezonu gerek karın yağdığı zamanlar, gerekse benim seyahat durumlarım nedeniyle çok da parlak değildi.

Erciyes'e gittim.




Cheers mate!





Bulgaristan'da Peak Kom diye bir yere gittik. Güzel ağaçlar içinde, yaklaşması görece kolay ve farklı bir deneyimdi. yaklaşık 1,5 saat tırmanmak güzelken ardından kayış oldukça kısa ve sonrasında bağlandığı uzun düzlük oldukça kısaydı. Bizim Türkiye'deki dağlar ve dağ kayağı imkanlarımızın ne harika olduğunu bir kez daha farkettirdi bana. Örneğin Erciyes, elbetteki tırmanması öyle pek kolay değil, lifleri kullandıktan sonra durumunuza göre 3 ila 5 saatte, 3900 m civarlarındaki zirveye çıkıyorsunuz ve tabi daha güzeli ardınan yaklaşık 2000 m irtifayı tamamen inecek şekilde sürekli kayma imkanı veriyor size. Nefis.

Peak Kom


Ardından çok kısa Aladağlar yaptık.


Hodgkin-Peck Kulvarı harika görünüyor
Mangırcı Vadisi



Erciyes'e çıktım. Zemin şartları inanılır gibi değildi. Geçen yıl hemen hemen aynı tarihte, kayak kramponu bile takmaya lüzum görmeden zirveye çıkmış ve kayarak inmiştim. Bu yıl şartlar o kadar kötü, zemin öylesine donuk ve sertti ki  daha kulvarın hemen girişinde kayak kramponlarımı taktım. Biraz yükseldim ancak çok dik ve mermer gibi sert zemin kramponların düzgün kullanımına izin vermiyordu. Yeni kayaklarımın da geniş oluşu, zemine uygulayabildiğim momenti düşürüyor ve beni çok zorluyordu. Bu da beni  çok yavaşlattığı için kayakları çıkarıp, sırtıma almanın daha doğru olacağına karar verdim. Böyleliyle daha dik ve hızlı yükselebilecektim. Buraya kadar herşey doğruydu ama zemin o kadar sertti ki, ayaklarımın ucu için güvenilir, minik bir yer açabilmek için en az 2 hatta 3 kere tekmelemem gerekiyordu. Bu eylemi Hörgüç Kaya'ya kadar her seferinde yapmak, sırtta ağır kayaklar ve ayakta oldukça ağır botlarla gerçekten zor ve çok yorucu oldu. Ek olarak, ne ayağımda krampon ne de elime kazma vardı. Herhangi bir denge yitimi ve düşme durumu hiçbir şekilde istemeyeceğiniz bir şey olurdu. Bölgeyi, oradaki dikliği bilenler beni anlayacaktır. O mermer gibi zeminde birkaç yüz metre boyunca düşmek istemezsiniz. Ürkütücüydü.



Yukarı çıktıktan sonra rahatlayacağımı, inişin güzelce kayarak olacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Şeytan Deresi'de aynı durumdaydı. O eğimdeki bir mermer zemin üzerinde kaymaya teşebbüs etmek keyiften çok tedirginlik veriyordu. En azından benim için...


Bir hafta kadar kötü giden havanın ardından, güze kayak koşulları umarak 22 Mart tarihinde Erciyes Hacılar tarafında gittim. Dağ mükemmeldi. Biraz geç, saat 11:00'e doğru gitmeme rağmen dağ o kadar tenhaydı ki, koca dağ ve tesis benim için açılmış gibi hissettim.


Ve kar koşulları kelimenin tam anlamıyla mükemmeldi. Gondoldan iner inmez pist yanındaki bol kara girebiliyor, ortadaki küçük bağlantı için pisti kullandıktan sonra tekrar pist dışına çıkıp, en aşağıya kadar yine nefis toz ve bol kardan devam edebiliyordunuz. Hissettiklerimi şöyle ifade edersem herhalde yanlış bilgi vermiş olmam: Erciyes kayak tesislerinde, kışın bile böyle şartlar görememiştim ben! Ve evet tarih 22 Mart 2020 idi.

Ardından aldığım bir haberi değerlendirdim ve daha önce hiç kayma imkanı bulamadığım, üstelik bu yıl da kaçırdığımı düşündüğüm Ottoman liftine gittim. Hacılar Hisarcık bağlantısı bu yılın tamamında olduğu gibi kopuktu ve kayarak gitme imkanım olmadı. Araba ile geçtim.

Burada da pist dışı kaydım. Daha çok kayakçı vardı ama lifte yalnız binmeme engel olacak kadar değil. Sanıyorum dört tur kadar kaydım, saat 14:30'a yani liftin kapanma saatine yaklaşıyordu ama ama sıcak nedeniyle ıslanıp, yumuşayan kar ve bolca bırakılan izler nedeniyle zaten kayış keyfi kaçmıştı. Hisarcık tarafı daha iyiydi ama Ottoman'ı da görmüş oldum.

Kaçkar, Erzurum ve belki de Van'ı  içeren bir doğu seferi planlamıştık ama ciddileşen Covid-19 salgını nedeniyle iptal ettik.










4 Nisan 2019 Perşembe

Eksikleri yazalım

Epeydir yazamadığımı farkettim. Eskiden aynı ilgideki çok insanın takip ettiği bir blogdu benimki. Facebook ve Instagram gibi platformların sosyalliği domine etmesi blog, forum gibi ortamlara olan ilgiyi azalttı. Haliyle not alma motivasyonu da düştü. Ben bu blogu yazmayı, en azından kendim için çok güzel ve özel bir not alma şekli olarak düşünüyorum ama evet, sosyal medyanın dominasyonu beni de etkiledi.

14 Mayıs 2014 tarihinde, Zafer Gürevin ile birlikte Erciyes'teydik. Zafer yeni aldığı Splitboard'ı (Ayrık Snowboard) denedi, ben de ödünç bir tur kayağı ile yürüdüm. 







14 Temmuz 2018 tarihinde, Ali Değer Özbakır ile Erciyes'e tırmandık ve bir trans faaliyeti yaptık. Aslında düşüncemiz olabildiğince hafif ve hızlı olarak Erciyes'i aşmak, yıllardır sevdamız alpinizmden farklı olarak ise bunu diğer hobimiz koşu ile birleştirmekti. Ancak hiç koşmadık, bunda en önemli sebep Ali'nin atlattığı öz çarpraz bağ (ACL) ameliyatı sonrası zorlamak istememesiydi. Koşmasak da, 22 km toplam mesafe ve 2736 m irtifa kazanımını 4 saat 44 dk. gibi bir sürede tamamladık. Tabi başlangıçtan bitişe toplam süremiz (hatırlamıyorum) bundan daha uzun olmalı, bu sadece Strava'nın kayda aldığı süre ama molalarımızı dahil etmemiş olabilir.

Bu faaliyette Ali hafif bir yaklaşma ayakkabısı, ben de bir koşu ayakkabısı giymiştim. Bu ayakkabılarla krampon kullanmak, özellikle Sütdonduran'a inişte çok zorlayıcı ve beklentimizin aksine yavaşlatıcı oldu. Sütdonduran tarafı bazı bölümlerine oldukça zorlayıcı ve ciddi diklikler barndırıyordu. Normal dağ botları ile olsaydık süreyi biraz daha kısaltabilirdik diye düşündük.






6 Eylül 2018 tarihinde Dolomitler'deydim. Tırmanmak amaçlı gitmemiştim, sadece 1 gece kaldım. Güzeldi.


20-21 Şubat 2019 tarihlerinde Yenal, Yıldırım ve Egemen ile birlikte Erciyes'teydim.




22-24 Şubat 2919 tarihlerinde Aladağlar'daydık.






9 Mart 2019 tarihinde Erciyes'teydim.





12 Mart 2019 bir trafik kazası geçirdim. Sol kol Radius kemiğim kırıldı. Bugün 4 Nisan ve tek el ile bunları yazıyorum...




19 Aralık 2017 Salı

Tur kayağı takımı aldım

1995 yılında bir kış ayıydı.Yeni, acemi ve hevesli bir dağcı olarak Erciyes oteller bölgesinde otobüsten iner inmez ağır çantamı sırtlanmış ve kayak pistinin sağ kenarında, o zamanki T-Bar lift hattının hemen yanında kalmaya dikkat ederek, sert kar üzerinde yükselmeye başlamıştım. Henüz birkaç dakika yürümüştüm ki, boyu benim belim hizasına ancak yetişebilecek, 5 veya 6 yaşlarında küçük bir çocuk, ayağındaki kayaklarıyla benim yanımdan oldukça hızlı ama fevkalade de estetik bir şekilde öyle bir geçti ki, arkasından uzunca bakmadan edemedim.

Etkilenmiştim. Evet Kayseri'de yaşıyordum ama bilhassa o yıllarda, ''sanki sadece zenginlere özel''miş gibi düşündüğümüz kayak sporuna hep uzak kalmıştım. Çocukluğumda mahallemizdeki yokuşlarda kızakla epey bir mesaim olmuştu ama kayak işine öyle veya böyle hiç yaklaşamamış ve hatta düşünememiştim bile. Bununla beraber, televizyondaki kayak yarışlarını hep ilgiyle izlemiş, oturduğum yerde o izlediğim hareketleri içselleştirmiştim.

Hiç tereddüt etmedim. Dağda zaten yalnızdım ve muhtemelen Çobanini'nde kamp kurup yatacaktım. Hem dedim ya, iyi de bir spor izleyicisiydim. Kayma formu ve hareketleri zihnime kazınmıştı!

Geri döndüm ve bir çift kayak kiraladım. Ayağıma oldukça büyük ayakkabıları ile gayet de komiktim ama o gün zaten sadece ayakta kalmayı ve küçük (!) kayışlar yapmayı deneyecektim. Kayakları takmayı ve ayakta durmayı hemen becerdim. Eğimin belli belirsiz olduğu on metrelik bir alanda ilerlemeyi de başardım... Ee, peki?

Klasik ben işte. Hemen bilet alıp T-bar'a asıldım. Bana söylendiği gibi, bara hiç oturmadan, sadece beni çekmesine izin vererek, bir çırpıda birinci istasyona ulaştım. Çok güzeldi, hoşuma gitmişti. Hakkında söylenen ''ooo orası çok zordur, sadece profesyoneller(!) - ne demekse?- kayar'' abartmalarına kulak asmadan ikinci istasyona çıkan lifte geçtim. Kısa süre sonra eğim oldukça artmış, yamaç dikleşmiş, bulutlar güneşi kapatmaya ve hava serinlemeye başlamıştı. Evet, şartlar ve görüntü biraz moral bozucuydu ama sonrasında yıllar boyu yeni rotaların bilinmezliklerine dalarkenki düsturum gibi (Çok kasarsa sallanır ineriz. ne yani?), kayamasam da bir şekilde inerim nasıl olsa diye düşünerek en tepeye ulaştım.

Güneş tekrar kendini göstermişti ve sanki buradan aşağı kayabileceğimi bana fısıldıyordu. Ağır ağır kaymaya başladım. Evet, kayabiliyordum! Acemice de olsa, o televizyonda gördüğüm kayakçılara kendimi benzeterek inebiliyordum. Önce birinci istasyona, hemen ardından da daha da azalan eğimde çok daha rahat şekilde Beden Terbiyesi'nin önüne kadar indim.

Evet, kayakla ilk tanıştığım o gün, hiç kimseden bir ders veya eğitim almaksızın, ayağıma büyük ayakkabılar ve kiralık eski püskü kayaklarla, büyük bir cüret göstererek Erciyes'in ikinci istasyonuna kadar çıkmış ve ilk denememde ''hiç düşmeden'' aşağı inmiştim!

En büyük şansım ve gücüm, fotografik hafızamla ilk andan son ana kadar zihnimde canlandırdığım, gözlerimin önünde kaydırdığım o televizyondaki kayakçılardı. Müthiş bir sevinç, tatmin ve keyifle eve döndüm. Kayabiliyordum ve bu çok da kolay olmuştu!

Bu yazıda bomba gibi, harika bir tecrübe ve ilk kayış hikayesi okuduğunuzu düşünüyorsanız acele etmeyin derim.

Artık kayabiliyordum ya,  sabırsızlıkla geçirdiğim beş günün ardından soluğu tekrar Erciyes'te aldım. Hemen, bu sefer ayağıma çok daha iyi olan bir ayakkabı ve kayak kiraladım. Bir önceki hafta sonu ikinci istasyona kadar çıkmış ve hiç düşmeden, sevimli hayalet Casper misali süzülerek inmiştim ya! Hani herşey nefisti ya!

Cumartesi ve pazar, bütün inatçı kayma uğraşıma rağmen kıçım yerden KALKMADI! :)

Benim için çok komik bir anıdır bu. Kayakları ayağıma ilk kez geçirdiğim o gün, hep zihnimde tuttuğum ve birebir taklit ettiğim kayakçı imgesi ve şansım beni düşmekten korumuştu. Ertesi hafta ise kaymayı söktüğünü düşünen bir insanın rehaveti ile zihindeki o video uçmuş gitmiş ve ben sürekli yere kapaklanan komik bir zavallıya dönüşmüştüm.

Ondan sonra yıllar içinde kayışım kendince düzeldi, kendince bir yol edindi. Şu an bakıyorum, bu hikayenin üzerinden 23 yıl geçmiş! Şartlar, imkansızlıklar, ilgiler ve öncelikler nedeniyle kaydığım malzemeler ya hep kiralık ya da çevremden, abimden, arkadaşlarımdan ödünç aldıklarım oldu. Sonra nihayet, bundan 7-8 yıl evvel kendime bir çift iniş kayağı satın aldım Sofya'dan. Sokakta, ürünlerin yere serilerek satıldığı bir ikince el pazarından, yok fiyatına aldığım bu kayak da daha evvel kullanılmıştı. Hala evde severek tutarım ve hala büyük bir tatminle kullanırım bu kayakları.

Bu yazının ve uzun girişin sebebi, aşağıya yazacağım, yeni aldığım ve bir kamyon dolusu para ödediğim yeni tur kayağı takımımdan bahsetmek ve kayak takımıyla paralel olarak oldukça hafifleyen cüzdanımın üzdüğü moralimi düzeltmek. Nereden nereye misali. :) Hakkımdır değil mi onca yıldan sonra güzel bir kayak takımı almak. :)

''Yavrum hangisi en iyisi oluyor bakalım bunların? Meblağ mühim diil, sar bakiim sen ordan yanarlı dönerli bi takım!'' :D

Neyse, ciddi olalım. Kayalım bakalım, görelim.

Kayak rehberi bir arkadaşımın tavsiyesiyle Skisharki'ye gittim önce. Bulgaristan'da bu ciddilikte ayak analizi yapan ve ona göre kayak ayakkabısı veren başka bir mağaza yokmuş zaten. Benim arkadaşın da yakın arkadaşları olduklarından. sağ olsunlar ayaklarımı ve ayakkabıları detaylı çalıştılar. Ancak sadece ayakkabı sattıkları, kayak satmadıkları için sonuca pek yakın değildik maalesef.



 Kısaca, şunları aldım:


Dynafit TLT 7 Exp, Mondo 27, 1020 gr.

Dynafit SpeedFit 84, 167 cm, 1250 gr.


Dynafit TLT Radical FT 2.0, 630 gr.


70% Mohair, 30% Sentetik.


Dynafit 100 mm krampon, 120 gr.

Arva Neo, 3 anten, 230 gr.

Arva Patroller 24, 980 gr.


Arva. Lightweight 2.0, 150 gr.