30 Haziran 2014 Pazartesi

Cimbar'da siftah...

Haftasonu, bir egitim vermek uzere orada bulunan Ibrahim Akcay'i gormek uzere Cimbar'daydik. Ayni sekilde de Elif-Caglar Cayli ciftiyle konusmus, gorusmek uzere sozlesmistik.

Ibo'lar Ordos dag evinde kaliyorlardi. Kalacaklari yeri Mumtaz Cankaya dag evi sanan bizlerde ise, bu nedenden dolayi hazirlik sifirdi. Cadir tulum vs hic birsey yoktu. Geceyi orada, yanlarinda gecirdik  elbette ama soylemek istedigim asil sey, Ordos'lu arkadaslarin bizlere, yani ulke dagcilarina ne buyuk bir hizmet yapmis olduklaridir. Burayi yapilmakta oldugu ilk gunlerden beri biliyorum. Bazi konularda da el atmisligim mevuttur ama daha evvel hic kalmamistim burada. Iceri girer girmez, ev sahiplerince yapilmis ve cercevelenmis olan kurallar butununu okudum ilk is olarak. Bunlari, orada kalan bir kisim insanin kesinlikle okumamis oldugundan eminim.

Nereden mi biliyorum? Davranislarindan.

Neyse bu satirlarin amaci, hem Ordos'a tesekkur etmek, hem de evimizdenden ayrilirken "Ulan acaba bir top-rope dener miyim?" demisken, kendimi bir spor rotada lider vaziyette ve ekspres asarken buldugumu yazmaktir.

Hala ilac etkisindeyim. Tirmanirken, gecen yil ameliyat olan sol dizimin cevresinde sanki "alci" varmis gibi hissetmekte, zayiflamis vucudum her hamlede, zangir zangir titremekte ve emniyetimi alan esime sonradan da soyledigim uzere, "tirmanisi yeniden ve sifirdan ogrenmekte" idim. Rotayi her ne kadar tamamlayip, bitirememis olsam da, tekrar kayada olmak,  gercekten muazzam bir duygu!

Ama ne olursa olsun, tam dort ay sonra bir sekilde "siftah" diyebildim en azindan.

Hell yeah! :)



25 Haziran 2014 Çarşamba

Hisarcık tarihine bir çizgi daha..

22 Şubat 2014... Ne hikmetse, bir türlü olması gerektiği gibi yaşayamadığımız bir kışın sonlarıydı. Yaşantı gerekleri, motosiklet ilgisi ve daha bir kaç diğer şey nedeniyle ancak "eski 3 kuruşluk tırmanıcı" diyebileceğim ben ve sevgili eşim, bu tarihte bize gülümseyen güneşe sırtımızı dönmemiş ve tırmanmak üzere artık "sadece bizim" diyebileceğimiz Hisarcık'a gitmiştik.

Bu kısa günde tırmanışsız kalmamak için de Eylül 2103'te ilk tırmanışlarını yaptığımız kısa ve kolay rotalara yöneldik. Hala kuytularda kar kalmıs olsa da, hava guzeldi. Önce hangilerini ve nasıl tırmandık hatırlamıyorum ama Transalpina (V+) ve Transfaragarasan (VI-) rotalarının istasyonu olan ağacta iken esim Agi ile bir fotograf aldik.



 Burası ayakta rahat durabilecegimiz ince bir setten mutevellittir.

Saniyorum takip eden tirmanista, Agi aynı istasyonda yanima ulasmis ve kendini emniyete alıyorken, hatirlayamadigim ve sebebini de su an cozemedigim bir nedenle ipi çözüp ona verme durumum oldu. Neden oldugunu bilemiyor ve anlamıyorum.

Sonra düştüm.

12 m den yere carptım daha sonra da yuvarlanarak, birkac setli yapıdan da düşerek su kenarına kadar indim. Toplam mesafe 25-30 metreyi bu sekilde buluyor sanirim. Eski bir aliskanliktan olsa gerek, her türlü adimimda olabilecek aksaklıkları, gayet dogal ve icgüdüsel bir refleks ile tahmin edip önceden ve sırasında önlemeye calisirim. Çocuklugumdan beri boyledir bu. Bilemiyorum, belki de bu sebeple, tamamina anlik diyebilecegimiz bu dusus basladigi anda, belki de yön verebildim kendime. Ya da bosluga dogru dususumu, belki de daha usturuplu yapabildim, bilemiyorum.

Uzaktan görünüş, ilk çıkış günü.


Su an, kazanin oldugu gun ve sonraki hafta benim icin karanlık. Hatırlamiyorum.

Düşüşün ilk bolumunde, sol elmacık kemigim ve goz kenarımı bir yere fena vurdum. Kaskımda izi var. Yukarıda yalnız ve kimsesiz kalmış olan Agi, ip vucuduma dolanmis oldugu icin, ipi oraya sabitleyip, daha zorunu yaptı ve oldukca riskli bir bölümden, ağaçlar arasından tırmanarak yukarıya ulaştı. Ardından büyük güçlükle, yan taraftan yürüyerek aşağı indi.

Ağlıyormuş ve nefes alıyor olduğumu görebilmek onu da ayrıca hayata bağlamış. Benim yüzüm kanıyor, bilincim kapalı olduğu halde, kollarım göğsümde carpraz vaziyette ve ipe sıkıca tutunmus, bırakmak istemiyor gibiymişim.

Agi ilk olarak saat 13:00 civarı Naci Kılavuz'u aramış. Naci'de Umut Bozacı'yı aramış. Umut, yanında Sibel ve Marian oldugu halde Hisarcık'a yönelirken ilk iş 112 Acil Servis çağrı merkezini aramış. Hemen ardından ise 112 tarafından bilgilendirilen UMKE yetkilisi Umut'u aramış ve yer tarifi almış.

Umut, 112 ekibinin 2 hemsiresi -ki bir tanesi terlik (!) giymis vaziyette- ile birlikte ve toplam 5 kisi olarak yurumeye baslar. Yaklasma her ne kadar patika olsa da, tütlü zorlanmalar ardindan 14:00'u biraz gece sanirim, bizim bulunduğumuz yere ulaşırlar.

UMKE bolgeye varmadan önce, Naci'de ulaşır ve "kaşık sedye" ile gelecekleri öğrenilen UMKE'ye, bu sedyenin taşıma için olmadığı (!) ve omurga tahtası getirmeleri gerektiği bilgisini vermek üzere geri döner. 6 kişilik UMKE ekibi ve Naci 10 dk sonra ulaşırlar.

Ilk mudahaleler ardından, düzgün ve doğru sabitlenmediğim sedye üzerinde 14:30'da ambulansa ulaşıyorum. Hemen öncesinde JAK'da gelir.

Iyi ki hepsi geldi ve mudahale ettiler, sagolsunlar. Tesekkur ederim. Konunun bu kismini burada kesecek ve daha fazla dallandırmayacağım.

Kendisine haber verilen sevgili abim Tahir, Erciyes Üniversitesi tıp fakültesinde ambulansı karşılar.

Ben yoğun bakıma alınır ve 4 gün uyutulurum. İki kez ambulansta, iki kez ise yoğun bakımda iken kalbim durur. Beynimde düşüş esnasında kanama oluşmuştur ve beni ameliyat edip etmeyeceklerine karar vermek için beni dört gün gözlemisler.

Bu 4 gün sonunda yoğun bakımdan çıkartılırken, gıyabımda konuşulan çuval dolusu boş laf bir kenara, beyin kanamam durmuş. Ek olarak, biriken kan beyinden dışarı atılmış ve beyin kıvrımları arası temizlenmiş!

Bununla ilgili, doktorlar da dahil olmak üzere, çok iltifat aldım. Tüm bu kaza ve sonraki süreci düşündüğümde, nasıl bir kazayı, nasıl mucizevi bir şekilde atlattığımı hissediyorum. Daha sonra "hafif" yoğun bakıma alındım.İlk gün ürkütücü ölçüde şişen başım, bu süreçte biraz daha küçülmüş.

Çok insana teşekkür borçluyum.

7 Mart 2014'te tahliye edildiğimde, şansli olduğum bilanço  şu şekildeydi:

* Beyin sağ lob önü kanaması: Durdu.
* Sol göz yuvasını teşkil eden kemik parçalı kırık: Yerleştirildi.
* Sol elmacık kemiği parçalı kırık: Platinle yerleştirildi.
* Çene kemiği, sol taraf üst noktası kırık.
* Çenede toplam 4 kırık/çatlak. 2 platin ve vidalarla yerleştirildi.
* Ağzımı, dişlerim üzerinden sabitleyen ağır bir diş teli aksamı. 

Onun dışında vücudumun başka bir yerinde, bir sakatlanma yok. Ölmüştüm sanırım ama geri döndüm.

Ilk gün baslanan anti epileptik ilaca halen devam ediyorum. Ilkini, üç aydan sonra bıraktım ve son nesil olan yenisine devam ediyorum, sanıyorum iki ay kadar daha devam edeceğim.

Martın üçüncü haftası gibi otomobil kullanmaya başladım. Ardından ağzım içindeki diş tellerinden kurtuldum. İşe döndüm ve kazadan 66 gün sonra ise motosiklet kullanmaya başladım.

Dördüncü aya girdik artik, bakalim. Şu an başımda ve yüzümde şişlik kalmadı, görüntüm ve sağlık durumum ise normal.

İnanılması zor bir hızla düzeldim sanırım ama çektiğim sıkıntıları ben biliyorum.

Bu kadar.






23 Aralık 2013 Pazartesi

Erciyes Kis


2013-14 kis sezonuna 21 Aralik'taki ilk gununde, Naci Kilavuz'la Erciyes'e tirmanarak girdik. Geceyi de zirvede bivakta gecirdik.

Erciyes'i ozlemisim!





16 Aralık 2013 Pazartesi

Ev yapimi dag beslenmesi

Enerji bar ve jelleri bizim memlekette pek yok ama olsa bile urunler biraz fiyatli oldugundan yogun kullanima pek gelmez.

Daha hafif olmak, daha cok ve direkt enerji alabilmek, bu isi faaliyet boyunca duzenli ve surekli hale getirebilmek ve sabahin ucu gibi uykulu ve usuyorken birseyler yiyebilmenin zor oldugu saatlerde mideye birseyler gonderebilmek gibi amaclarla kendi enerji jelimi yapma fikri uzun yillardir aklimdaydi.

Ancak nasil olduysa bu aksam yapabildim.

Bu is icin ana madde olarak onerilen, "kahverengi pirinc surubu" veya "arpa surubu" maddelerini simdilik bulabilmis degilim.(Aradim mi? Hayir) Alternatiflerden biri olan "bal" kullandim ancak ileride bulabilirsem, biraz daha "yavas" olan kahverengi pirinc surubu veya arpa surubunu tercih edebilirim.

Ben internetteki uygulamalardan bilgi topladim ancak piyasadaki enerji jeli ambalajlarinin arkasindaki detaylari okursaniz aslinda olayin oldukca basit oldugunu gorebilirsiniz.

Ben ana karbonhidrat olarak bal (5 corba kasigi), potasyum  icin harnup pekmezi (yaklasik 2 corba kasigi) ve sodyum  icin de sofra tuzu (yarim cay kasigi) kullandim. Genelde dagda surekli olarak tatli seyler yemeyi pek sevmiyorum ancak bunu dengelemek icin de bazi fikirlerim var.

Bakalim, haftasonu bir deneyip gorelim. Cepte duracagi icin tasimasi ve ulasmasi kolay olacak. Vucut isisiyla beslenecegi icin de akici ve yutmasi kolay olacak.

Bu karisimi iyice temizledigim 150 ml'lik bir sac jolesi tupune doldurdum. "Sac jolesinin sende ne isi var?" diye sormayin :) Uzun hikaye...

Eee, ambalaj olayi ozetlemis: Hersey kafada biter!

10 Aralık 2013 Salı

Dunyanin en zor offwidth'ini tirmanmak ve etigi korumak

Wide Boyz desem?

Cogunuz iyi kotu asinasinizdir herhalde. Dunyanin en zor "offwidth"i olan Century Crack'i tirmanmak icin iki sene boyunca agir antrenman yapan, hatta bodrumlarina bir simulator kurup deli gibi calisan ve sonunda da gidip rotayi bir guzel cikan iki Ingilizden bahsediyorum.

Offwidht moffwidth olmayan bir ulkeden cikip, boylesi bir ise niyetlenip, plan yapip, altindan kalkabilmek gercekten uzun uzun tartisilabilecek ve bence uzerinde de konusulmasi gereken bir mevzu. Ancak boyle bir motivasyonu olusturacak temel nedenlerden birinin Ingiltere'nin genelde dagcilik ve tirmanis uzerine biriktirdigi buyuk tecrubenin oldugunu dusunuyor ve kemiklesmis tirmanis ahlakinin gencleri olumlu yonde nasil yonlendirdigini goruyorum.

Ancak yine de, geleneksel tarz tirmanisin en basit ahlaki kurallarinin bile bazen gozardi edilebildigini, ustelik de bu isi en ucta an ileri seklide yapanlar tarafindan ihmal edilebildigine sahit olabiliyoruz.

Ote yandan, tirmanis olgusu, kaypakliga mahal vermeyecek sekilde o kadar basit kurallar uzerine yuruyor ki, alaninizda dunyanin en zor isini bile yapmis olsaniz, adamin biri cikip size "Hoop, kardesim! Sizinki sayilmaz!" diyebiliyor. 

Evet WideBoyz gitti, Century Crack'i buldu, calisti ve tirmandi. Ancak yine de bir detayi onemsememis ya da belki de gormezden gelmek zorunda kalmislardi. Rotayi ara emniyet icin kullandiklari yayli takozlari onceden yerlestirmis olduklari sekilde denemis ve cikmislardi. Agizlar kulaklarda memleketlerine dondular.

Ancak tirmanisin yasayan efsanelerinden, Century Crack'i (eski yapay tirmanis adiyla Chochcolate Starfish) yaklasik 10 yil onceden beri defalarca serbest stilde deneyen Stevie Haston , "Bak, kendisi cikamadi, cikanlara bok atiyor!" denilme ihtimaline bile aldirmadan, bu cok basarili genclerin -ki bu arada Pete Whittaker'in Belly Full of Bad Berries isimli acimasiz rotayi flash ciktigini hatirlatmam gerekir- tirmanisini saymiyor, "Emniyetinizi tirmandiginiz sirada almiyorsaniz, bir rotayi trad tirmanmis olmazsiniz. Bu kadar basit!" diyordu.

Bunu soylerken de inaniyordu ki, bu iki muthis genc bu rotayi olmasi gerektigi gibi cikabilir!

Derken bir sure sonra genc tufekler, baskasinin dusuncesi ve kendilerini ispatlama durumunda olmanin verdigi garip duygu haliyle Century'nin altinda dikiliyorlardi. Yere vurmayi garantileyecek emniyet aralari birakmak zorunda kalarak rotayi mukemmelen tirmandilar.

Bunu yaparken, aslina sadece dunyanin en zor offwidthini tirmanmadilar. Ayni zamanda ve bence en az tirmanisin kendisi kadar onemli olan, ahlaki degerleri dunyanin en zor isini yaparken bile gozetmenin gerekliligini vurguladilar.

Alabilene, bu hikayedeki ders gercekten buyuk.

2 Aralık 2013 Pazartesi

Habeler rocks!

71 yasinda, boylesine dinc bir beden, berrak bir zihin ve dolu dolu bir yasama ancak imrenilerek bakilir. Tirmanis hayati konusunda lakirdi etmeye pek gerek gormuyorum. Ancak buyudukce mutevazilesen ve salt insan olarak parlamayi becerebilen, temiz bir kalbin guzelligini cevresindeki herkese hissettirebilen harika bir insan olduguna da deginmeden gecemeyecegim.

www.habeler.com

Bu yil Bansko Dag Filmleri Festivali'nde dinlendigimiz isimlerden bir digeri Juanito Ouiarzabal idi. 14x8000 hikayesini ikinci kez tamamlamasina sadece 4 zirve kalmis olan dagcinin da hayati oldukca kayda deger ve istikrarli tirmanislarla dolu. Ote yandan butun sunum boyunca yaptiklarini rakamlara hapsolmus vaziyette anlatisi, surekli birtakim buyuk isimlerle rekabet icinde konusmasi, sunum esnasindaki ihtiyaclarini salondaki gonullu cocuklara "emredermiscesine" dikte etmesi, dilini direkt anlamadigim, -tercumeden dinledigim- ama ister istemez beden diline konsantre oldugum bu zat-i muhtereme isinmama engel oldu.

http://www.juanitooiarzabal.com/

Bir motive edici isim de Geraldine Fasnacht idi.






21 Ekim 2013 Pazartesi

Antalya civarlari...

Bayram tatilini degerlendirmek amaciyla guneye gittik.

Yilmaz Sevgul'un, yazim asamasinda epey fikir alisverisi yaptigimiz "Antalya Geleneksel Kaya Tirmanis Rehberi"indeki bolge, kaya ve rotalari gormek, denemek benim icin farz olmustu ve seyahatimizin asil amaci buydu. Ancak toplam dokuz gunluk tatilin ancak dort gununde tirmanabildik.  Bu kisa sure de, arkadaslarin sicakligiyla agirlasti ve araya giren bir yagisli gun de tuz biber oldu, tembellestik.

Biraz Olimpos, biraz Geyikbayiri derken zaman cabuk gecti.

Buna ragmen ilk kez tirmanma firsati buldugum Geyikbayiri'ni gormek ve eski yeni bircok arkadasla sohbet imkani yakalamak cok guzeldi. Umarim yine gidebilir, bu guzel kayalarda tekrar tirmanabiliriz.