10 Ekim 2014 Cuma

Superbike kavraminin dogusu

2009 gibi, elimdeki farkli kitaplara da basvurarak, asagidaki yaziyi hazirlamistim. Burada paylasayim, kaybolup gitmesin. Umarim begenirsiniz.
.......................................

Motosiklet tarihi ozellikle 1960-1970 yillari arasinda, motor performanslarindaki buyuk patlamaya ve cok onemli mekanik gelismelere sahit olmustu. O donemde faaliyet gosteren pekcok firma buyuk ve acimasiz bir rekabetin taraflarini olusturuyordu. Bu donem, buyuk potansiyelin, firmalar tarafindan daha net goruldugu ve pazar kapma yarisinin hizlandigi yillardi.

Derken, 1970 yilinda, Japon motosiklet ureticisi Honda o meshur, bir donemi kapatip yenisini acan, “superbike” sinifini yaratan ve anlamlandiran modelini sundu. CB750!



736 cc hacmindeki, dort silindirli ve 67 beygirlik bu motosiklet, on yil once hayali bile kurulmayan 6 silindirli motorlarin da yolunu aciyordu. CB750 ile basladigi varsayilan bu devrim, Japon firmalari, ozellikle Honda ve Kawasaki tarafindan domine edilmekteydi. Bu, cok silindirli, narin cusseli, yuksek performansli superbike’lar motosiklet kullanicilarinin beklentilerini dramatik sekilde degistirmisti. Hava sogutma, celik tup sasi, teleskopik on catal ve ikiz arka amortisor gibi temel ogeler henuz degismemis ama daha guclu motorlar, elektrik marslar, disk frenler ve cok daha gelistirilmis guvenilirlik ve uretim kalitesi Japonlar tarafindan surpriz sekilde sunulmustu.

Bu donemde, her nekadar Japon firmalari cok baskin olsa da, bu devrimde yalniz degillerdi. Uzun zamandir, kucuk hacimde motorlarin bilindik ureticisi olarak faaliyet gosteren Italyan firmalari da, bu superbike pastasindan pay alabilmek icin kollari sivamislardi. O donemde Italyan firmalari “guvenilirlik” acisindan asla Japonlar’la boy olcusemediler ama stil ve donem icin super sayilabilecek sasilerle, ozellikle yuksek hiz davranislarinda basarili oldular.

Diger ulkelerin ureticileri bu segmentte rekabet etmekte cok zorlandilar. Harley Davidson ve BMW klasik cift silindir motor bloklarina sadik kalarak bunlarin uzerine yogunlastilar. Ve CB750, yetmislere kadar dunyanin baskin ve en buyuk motosiklet endustrisi durumunda olan Ingiliz motosiklet endustrisinin hazin sonunun baslangici oldu.

Donemin Ingiliz motosiklet firmalarinin hemen hepsinin gomlek gomlek ustunde olan CB750, bu firmalarin pekcogunun kapanmasindan “direkt” olarak sorumluydu ve sucu da “saf performansi “idi!

Dort silindirin getirdigi vibrasyonsuz hizlanma, harika egzost sesi, 190 km/h’nin uzerindeki hizi ve doneminin baska hicbir motoruyla kiyaslanamayacak kullanici dostu ozellikleri bir anda herseyin uzerine yerlestirivermisti CB750’yi. 8000 d/dk’nin uzerinde problemsiz sekilde calisan, yag sizintilari vermeyen ve az bakim isteyen cift subapli motor, donemin hantal Ingiliz motorlari yaninda baska bir gezegendenmis hissi veriyordu.

Honda’da o donemin tasarim takim sefi Yoshirou Harada, iki yil kadar sonra, CB750 motorunu, meshur silindir basina 4 valfli DOHC motor ile degistirmek istedi. Bu hic gerceklesmedi ama firma 1971’de CB500 ve 1973’te CB350’yi banttan cikardi. 350’lik versiyon cok daha kompakt ve inanilmaz sekilde kivrak olmustu. Soichiro Honda, CB350’yi daha sonra ”Honda’nin hayati boyunca urettigi en hos ve en puruzsuz motor” olarak tanimlayacakti.





Honda ve kadim is ortagi Takeo Fujisawa, 1973 yilinda, arkalarinda, dunyanin, “ustelik basarili sekilde otomobil uretimine de baslamis” en buyuk motosiklet firmasini ve Ingiliz motosiklet endustrisinin “enkazini” da birakarak, “ayni gun” kendi firmalarindan emekli oldular.

Emeklilikten sonra, hayatlarinin sonuna kadar firmada bir daha asla gorev almadilar ve ilginc sekilde ogullarinin da bu firmada calismasina izin vermediler.

Donemin basarili firmalari Honda, Yamaha, Kawasaki ve Suzuki birbirleriyle rekabet edip durdular ve o donemin rekabeti Japon motosiklet endustrisinin bugunlerine gelmesinde buyuk rol oynadi. Ek olarak bu markalarin satis fiyatlari da cok iyidi ve bu Alman ve Italyan rakiplerine karsi onlara buyk bir avantaj kazandirmaktaydi.

Bu donemde BMW her zamanki gibi geleneklerine ve hava sogutmali boxer motoruna sadik kaldi ve 1973’te o meshur R90/6 boxerinin spor versiyonu olan R90S’i piyasaya surdu. 898cc ve 67 beygirlik guclu motor, buyuk benzin deposu, onde cift fren diski ve airbrush gorunumlu boyasi bu motorun digerlerinden hemen ayrilmasini sagliyordu. En onemlisi ise, fari da icine alan ruzgarligi bu  guclu makinanin performansindan daha iyi yararlanma imkani sagliyordu.R90S’in 200 km/h uzerine cikan surati, mukemmel orta hiz surus keyfi, dayanikliligi, mukemmel malzeme ve isciligi 1973’te kendi sinifini yaratmasina sebep oldu. Cok pahali, hatta bazi pazarlarda CB750’den iki kat daha pahaliydi ve daha ulasilabilir R90/6 onun satislarini baltaliyordu ama siradisi bir motor olarak motosiklet tasariminda cigir acti. Ustelik, bir yarisati adayi olarak da 1976 Amerikan Superbike sampiyonu olarak yerini percinledi.



Bu donemin en onemli Alman motorlarindan biri de, BMW’den de pahali ve daha da garip olan Mammooth idi. 1960’larin ortalarinda 1085 cc’lik NSU otomobil motorlariyla baslayan seruven, 100 beygir uzerindeki gucler ve 1980’lerin ortasindaki 1500cc’lik hacimlere kadar devam etti.



Bu yaziya ozellikle 1970 model Honda CB750 ve onun yaptigi devrim icin baslamistim. Superbike kavraminin dogdugu bu donemle ilgili olarak CB750 bir liderdir ama daha pekcok motosiklet ureticisi ve onlarin modellerinin de hakkinin teslim edilmesi gerekir. Honda, Yamaha, Kawasaki, Suzuki, BMW, Benelli, Triumph, Laverda, MV Agusta, Ducati, Moto Guzzi ve daha hatirlayamadigim, model cesitlerine hakim olma imkanimin olmadigi irili ufakli pekcok ureticinin bugun kullandigimiz modern motosikletlerde mutlaka bir katkisi var diye dusunuyorum.

3 Eylül 2014 Çarşamba

Çatlakta eller, ayaklar ve ötesi...

Buna benim bilgisayarda rast geldim. Muhtemelen yillar once, gelen talepler üzerine yaziya dokmustum. Burada paylasayim, cok sayida insana bir isik yakacagini saniyorum. Detay fotograflari ile desteklesem guzel olurdu aslinda ama simdilik ugrasamayacagim, belki ileride eklerim.



Çatlak Tırmanışında El, Ayak ve Vücut Kullanımı

Çok ince çatlaklar
Parmaklar
İnce (dar) eller
Eller
Yumruklar
Geniş (Offwidth)
Bacalar

Çok İnce Çatlaklar:

Bu tip çatlaklarda kasıt, parmak uçlarımızı zorlukla içeri sokabildiğimiz veya hiç yerleştiremediğimiz genişlikteki çatlaklardır. Herhangi bir döndürme veya kilitleme hareketi yapamadığımız bu tip çatlaklarda, gerçek manada iyi hissettirecek ayak konumlamaları çok önemlidir. Aksi takdirde zaten zor olan tutunma, imkansız hale gelecektir. Ancak bu ayak konumlamaları büyük oranda yüzeyde gerçekleşir. Zira bu çatlak tipi içine ayak kabul etmez.

Özellikle kaya yüzeyinin imkan verdiği durumlarda, çatlağın şekline bağlı olarak sağa veya sola doğru çekmek (laybacking) suretiyle bir tutunma sağlanmaya çalışılabilir.

Ancak her şekilde oldukça zorlu bir tekniktir.

Ayaklar genel itibariyle bu ebattaki çatlakların içinde kullanılamazlar. Basişlar için yüzeydeki olasılıklar ve çatlağın iki yanının birbirine göre çıkıntı yaptığı bölümler kullanılmaya çalışılabilir.


Parmaklar:

Parmakları kendi içinde “iyi” ve “daha geniş” olarak ayırabiliriz.

            İyi parmaklar:

İyi parmaklarda, çatlağın genişliği tam parmaklarınıza göredir. Ellerinizi başparmağınızın yukarıyı veya aşağıyı gösterdiği şekillerde konumlandırabilirsiniz.

Parmakların ikinci veya üçüncü boğumlarının çatlak içine güzelce yerleştirildiği bu teknikte, sıklıkla bir döndürme momenti kullanılarak kilitleme sağlanır. Eğer parmaklarınızı başparmak aşağı bakar şekilde yerleştirdiyseniz, dirseğinizi aşağı doğru çevirerek parmaklarınızı kilitlersiniz. Eğer parmaklarınızı, başparmağınız yukarı bakar şekilde yerleştirdiyseniz, elinizi bilekten iç tarafa doğru büküp, dirseğinizi aşağı indirerek kilitlersiniz.

Başparmak yukarıda veya aşağıdayken, özel durumlarda kilitleme yapmadan, sadece parmak boğumlarınızın çatlak içine bir takoz misali yerleşmesiyle de tutunma sağlayabilirsiniz. Ancak genellikle kilitlenmiş parmaklar kadar güvenli hissettirmez ve daha fazla acı verir.

İyi yerleştirilmiş parmaklar, genellikle pek konforlu sayılmazlar ancak çok sağlam ve güçlüdürler.

            Geniş parmaklar:

Bu genişlik, parmakları içine kilitleyemediğiniz ancak elinizi de içeriye kabul etmeyecek kadar dar olan çatlakları anlatıyor. Bazı özel durumlar dışında, genellikle başparmağın aşağı yönü gösterdiği, başparmağı çatlağın içine, kayanın kenarını saracak şekilde yerleştirip, diğer dört parmağı sırası ile etrafına sardığımız bu teknik, İngilizce’de “Ringlock” olarak geçer.

Pek kolay değildir ama tekrar ve tecrübe ile mükemmelleşebilir.

Bu ebat ayak kullanımı için yine oldukça zorludur. Çatlak kenarlarındaki kırıklı bölümler, genisleyen kesimler ve bunlarla birlikte yüzey çıkıntıları kullanılabilir. Ayak kullanımı genelde acı vericidir ve alışma gerektirir. İnce tabanlı ve yipranmis bir ayakkabı seçimi yerleşimleri kolaylaştıracak ancak ayaga da daha cok aci verecektir.


İnce eller:

Ellerinizin tamamını değil ama büyük kısmını içeri kabul eden çatlak genişliğidir. Aşağıda değineceğimiz şekilde, çok iyi ve sıkı bir el yerleşimi (handjam) yapılamaz ama genişlik olarak artık ayakları çok güzel bir şekilde kabul etmeye başladığı için kullanımı iyidir. El düz bir şekilde çatlak içine yerleştirilir, duruma göre başparmakla karşıt baskı uygulanarak güvenlik artırılmaya çalışılır. Bazı durumlarda yine kolu bilekten bükerek, elin tutuşunu güçlendirmek mümkündür.

Ayakların çatlak içinde güzel ve keyifli şekilde kullanılmaya başladığı bir aralıktır. Eğer tırmanışın bu ebattaki bölümü uzun ise koşu ayakkabılarınız ile aynı numarada, yani ayağınızı fazla sıkıp, parmaklarınızı kamburlaştırmayan bir ayakkabı şeçimi faydalı olacaktır.


Eller:

Tirmanicilarin cogunun kendisini en iyi hissettigi aralik budur. Catlaga iyi oturtulmus bir el muthis guven verir ve gercekten de saglamdir.

Teknik tam olarak, catlaga yerlestirilen elin parmaklariyla catlagin bir yuzeyini iterken, elin tersiyle de diger yuzeye ayni anda baski uygulama esasina dayanir.

Eger basparmagi avuc icine dogru bastirma imkani da varsa, el yerlesimi daha da guclenir, yan duvarlara yapilan basi daha kuvvetli olur ve sonucta cok iyi bir yerlesim gerceklesir.

Burada da basparmak yukari ya da asagi yonlu yerlesim yapilabilir. Kimi durumlarda, biri digerine gore daha guvenliymis gibi hissettirebilir ancak buradaki onemli fark sudur: Elinizi yerlestirdiginiz nokta sabit olmak uzere, mumkun olan en uzaga ulasma ihtiyaciniz olacak ise “basparmak asagi” yerlesim sizin hareketinizi kisitlayacaktir.

Catlak, elinize gore biraz fazla genis ise bu kez basparmaginizi avuc icinden, disina dogru cikarip elinizin kamburlugunu artirabilir ve biraz daha bilekten dondurme vererek guvenligi artirabilirsiniz.

Bu çatlaklarda ayaklar artık gayet rahat kullanılabilir. Ayak yan çevrilerek çatlak içine yerleşim yapıldıktan sonra, bacağı dizden yukarı doğru döndürmek suretiyle sıkıstırma saglanır ve cok guzel, dinlendirici basislar elde edilebilir. Bu ve daha genis ebatta catlaklar yogun olarak tırmanılacaksa eger, eski moda, tabani sert var kalın kaya ayakkabıları daha konforlu olacaktır.

Yumruklar:

Yumruk kullanimi super guvenli olsa ve kabaca eller ile ayni prensipte calissa da, hissiyat acisindan catlak ebatina cok bagimlidir. Ancak genellikle, sanilandan cok daha saglamdirlar.

El, yaklasik yumruk ebatindaki bir catlak icine serbest pozisyonda yerlestirildikten sonra, uygun oturum bulunarak yumruk sikilir. Bu teknik avuc ici disari veya iceri bakacak sekilde uygulanabilir. Yine, avuc ici iceri bakan pozisyonlarda, hareket tirmaniciyi biraz kisitlayabilecektir.

Catlagin yumruga gore biraz genisce oldugu durumlarda, basparmak disarida tutularak yumruk yapilir. Daha aci vericidir ama guzel tutar.

Ayaklar bu ebatta son derece rahat yerleştirilebilir. Eger çatlak içinde, yüzeyde bulunan çıkıntılara basılmayacaksa, yerine göre spor ayakkabı kullanmak bile mümkündür.


Genis:

Tek yumruk ile artik hicbir sekilde yerlesim yapamadigimiz genislikten baslayarak, tum vucudumuz ile icine girebilecegimiz buyukluge kadar olan araliga “genis” diyebiliriz.

Bu aralikta, iki el, bir el-bir yumruk, iki yumruk gibi kombinasyonlu tutuslara ek olarak, kolun komple iceri yerlestirildigi veya “tavuk kanadi” (chickenwinging) tabir edilen teknikler kullanilabilir. Ayaklarin, bacaklarin ve vucudun cok degisik sekillerde kullanilabilecegi bu teknik, daha cok surtunme ve tutunma icin “neyin var neyin yoksa” ortaya konacagi yerdir.

Geniş çatlaklarda ayak kullanımı genellikle bacak ile kombine edilmelidir. Pozisyona göre dışarıdaki ayakta “topuk-burun” benzeri uygulamalar kullanılabilir.

Baca:

Vucudun yan pozisyonda sigabilecegi bir araliktan, “full body stem” tabir edilen, eller ve ayaklarla karsilikli duvarlara baski yapilabilecek mesafeye kadar olan yapilara baca diyebiliriz. Teknigin temel mantigi “karsit baski” prensibine dayanir. Genellikle oldukca guvenli olabilmesine karsin, ara emniyet yerlesimi  “guzel baca”larda ya cok zayiftir ya da sifirdir.

Ayaklar genellikle taban ön kısmının sürtünmesinden faydalanılacak sekilde kullanılırken, yüzeydeki çıkıntılar ihmal edilmez ve ayakların buradaki kullanımı artık yüzey tırmanışında bildiğimiz şekillere çok yakındır.


30 Haziran 2014 Pazartesi

Cimbar'da siftah...

Haftasonu, bir egitim vermek uzere orada bulunan Ibrahim Akcay'i gormek uzere Cimbar'daydik. Ayni sekilde de Elif-Caglar Cayli ciftiyle konusmus, gorusmek uzere sozlesmistik.

Ibo'lar Ordos dag evinde kaliyorlardi. Kalacaklari yeri Mumtaz Cankaya dag evi sanan bizlerde ise, bu nedenden dolayi hazirlik sifirdi. Cadir tulum vs hic birsey yoktu. Geceyi orada, yanlarinda gecirdik  elbette ama soylemek istedigim asil sey, Ordos'lu arkadaslarin bizlere, yani ulke dagcilarina ne buyuk bir hizmet yapmis olduklaridir. Burayi yapilmakta oldugu ilk gunlerden beri biliyorum. Bazi konularda da el atmisligim mevuttur ama daha evvel hic kalmamistim burada. Iceri girer girmez, ev sahiplerince yapilmis ve cercevelenmis olan kurallar butununu okudum ilk is olarak. Bunlari, orada kalan bir kisim insanin kesinlikle okumamis oldugundan eminim.

Nereden mi biliyorum? Davranislarindan.

Neyse bu satirlarin amaci, hem Ordos'a tesekkur etmek, hem de evimizdenden ayrilirken "Ulan acaba bir top-rope dener miyim?" demisken, kendimi bir spor rotada lider vaziyette ve ekspres asarken buldugumu yazmaktir.

Hala ilac etkisindeyim. Tirmanirken, gecen yil ameliyat olan sol dizimin cevresinde sanki "alci" varmis gibi hissetmekte, zayiflamis vucudum her hamlede, zangir zangir titremekte ve emniyetimi alan esime sonradan da soyledigim uzere, "tirmanisi yeniden ve sifirdan ogrenmekte" idim. Rotayi her ne kadar tamamlayip, bitirememis olsam da, tekrar kayada olmak,  gercekten muazzam bir duygu!

Ama ne olursa olsun, tam dort ay sonra bir sekilde "siftah" diyebildim en azindan.

Hell yeah! :)



25 Haziran 2014 Çarşamba

Hisarcık tarihine bir çizgi daha..

22 Şubat 2014... Ne hikmetse, bir türlü olması gerektiği gibi yaşayamadığımız bir kışın sonlarıydı. Yaşantı gerekleri, motosiklet ilgisi ve daha bir kaç diğer şey nedeniyle ancak "eski 3 kuruşluk tırmanıcı" diyebileceğim ben ve sevgili eşim, bu tarihte bize gülümseyen güneşe sırtımızı dönmemiş ve tırmanmak üzere artık "sadece bizim" diyebileceğimiz Hisarcık'a gitmiştik.

Bu kısa günde tırmanışsız kalmamak için de Eylül 2103'te ilk tırmanışlarını yaptığımız kısa ve kolay rotalara yöneldik. Hala kuytularda kar kalmıs olsa da, hava guzeldi. Önce hangilerini ve nasıl tırmandık hatırlamıyorum ama Transalpina (V+) ve Transfaragarasan (VI-) rotalarının istasyonu olan ağacta iken esim Agi ile bir fotograf aldik.



 Burası ayakta rahat durabilecegimiz ince bir setten mutevellittir.

Saniyorum takip eden tirmanista, Agi aynı istasyonda yanima ulasmis ve kendini emniyete alıyorken, hatirlayamadigim ve sebebini de su an cozemedigim bir nedenle ipi çözüp ona verme durumum oldu. Neden oldugunu bilemiyor ve anlamıyorum.

Sonra düştüm.

12 m den yere carptım daha sonra da yuvarlanarak, birkac setli yapıdan da düşerek su kenarına kadar indim. Toplam mesafe 25-30 metreyi bu sekilde buluyor sanirim. Eski bir aliskanliktan olsa gerek, her türlü adimimda olabilecek aksaklıkları, gayet dogal ve icgüdüsel bir refleks ile tahmin edip önceden ve sırasında önlemeye calisirim. Çocuklugumdan beri boyledir bu. Bilemiyorum, belki de bu sebeple, tamamina anlik diyebilecegimiz bu dusus basladigi anda, belki de yön verebildim kendime. Ya da bosluga dogru dususumu, belki de daha usturuplu yapabildim, bilemiyorum.

Uzaktan görünüş, ilk çıkış günü.


Su an, kazanin oldugu gun ve sonraki hafta benim icin karanlık. Hatırlamiyorum.

Düşüşün ilk bolumunde, sol elmacık kemigim ve goz kenarımı bir yere fena vurdum. Kaskımda izi var. Yukarıda yalnız ve kimsesiz kalmış olan Agi, ip vucuduma dolanmis oldugu icin, ipi oraya sabitleyip, daha zorunu yaptı ve oldukca riskli bir bölümden, ağaçlar arasından tırmanarak yukarıya ulaştı. Ardından büyük güçlükle, yan taraftan yürüyerek aşağı indi.

Ağlıyormuş ve nefes alıyor olduğumu görebilmek onu da ayrıca hayata bağlamış. Benim yüzüm kanıyor, bilincim kapalı olduğu halde, kollarım göğsümde carpraz vaziyette ve ipe sıkıca tutunmus, bırakmak istemiyor gibiymişim.

Agi ilk olarak saat 13:00 civarı Naci Kılavuz'u aramış. Naci'de Umut Bozacı'yı aramış. Umut, yanında Sibel ve Marian oldugu halde Hisarcık'a yönelirken ilk iş 112 Acil Servis çağrı merkezini aramış. Hemen ardından ise 112 tarafından bilgilendirilen UMKE yetkilisi Umut'u aramış ve yer tarifi almış.

Umut, 112 ekibinin 2 hemsiresi -ki bir tanesi terlik (!) giymis vaziyette- ile birlikte ve toplam 5 kisi olarak yurumeye baslar. Yaklasma her ne kadar patika olsa da, tütlü zorlanmalar ardindan 14:00'u biraz gece sanirim, bizim bulunduğumuz yere ulaşırlar.

UMKE bolgeye varmadan önce, Naci'de ulaşır ve "kaşık sedye" ile gelecekleri öğrenilen UMKE'ye, bu sedyenin taşıma için olmadığı (!) ve omurga tahtası getirmeleri gerektiği bilgisini vermek üzere geri döner. 6 kişilik UMKE ekibi ve Naci 10 dk sonra ulaşırlar.

Ilk mudahaleler ardından, düzgün ve doğru sabitlenmediğim sedye üzerinde 14:30'da ambulansa ulaşıyorum. Hemen öncesinde JAK'da gelir.

Iyi ki hepsi geldi ve mudahale ettiler, sagolsunlar. Tesekkur ederim. Konunun bu kismini burada kesecek ve daha fazla dallandırmayacağım.

Kendisine haber verilen sevgili abim Tahir, Erciyes Üniversitesi tıp fakültesinde ambulansı karşılar.

Ben yoğun bakıma alınır ve 4 gün uyutulurum. İki kez ambulansta, iki kez ise yoğun bakımda iken kalbim durur. Beynimde düşüş esnasında kanama oluşmuştur ve beni ameliyat edip etmeyeceklerine karar vermek için beni dört gün gözlemisler.

Bu 4 gün sonunda yoğun bakımdan çıkartılırken, gıyabımda konuşulan çuval dolusu boş laf bir kenara, beyin kanamam durmuş. Ek olarak, biriken kan beyinden dışarı atılmış ve beyin kıvrımları arası temizlenmiş!

Bununla ilgili, doktorlar da dahil olmak üzere, çok iltifat aldım. Tüm bu kaza ve sonraki süreci düşündüğümde, nasıl bir kazayı, nasıl mucizevi bir şekilde atlattığımı hissediyorum. Daha sonra "hafif" yoğun bakıma alındım.İlk gün ürkütücü ölçüde şişen başım, bu süreçte biraz daha küçülmüş.

Çok insana teşekkür borçluyum.

7 Mart 2014'te tahliye edildiğimde, şansli olduğum bilanço  şu şekildeydi:

* Beyin sağ lob önü kanaması: Durdu.
* Sol göz yuvasını teşkil eden kemik parçalı kırık: Yerleştirildi.
* Sol elmacık kemiği parçalı kırık: Platinle yerleştirildi.
* Çene kemiği, sol taraf üst noktası kırık.
* Çenede toplam 4 kırık/çatlak. 2 platin ve vidalarla yerleştirildi.
* Ağzımı, dişlerim üzerinden sabitleyen ağır bir diş teli aksamı. 

Onun dışında vücudumun başka bir yerinde, bir sakatlanma yok. Ölmüştüm sanırım ama geri döndüm.

Ilk gün baslanan anti epileptik ilaca halen devam ediyorum. Ilkini, üç aydan sonra bıraktım ve son nesil olan yenisine devam ediyorum, sanıyorum iki ay kadar daha devam edeceğim.

Martın üçüncü haftası gibi otomobil kullanmaya başladım. Ardından ağzım içindeki diş tellerinden kurtuldum. İşe döndüm ve kazadan 66 gün sonra ise motosiklet kullanmaya başladım.

Dördüncü aya girdik artik, bakalim. Şu an başımda ve yüzümde şişlik kalmadı, görüntüm ve sağlık durumum ise normal.

İnanılması zor bir hızla düzeldim sanırım ama çektiğim sıkıntıları ben biliyorum.

Bu kadar.






23 Aralık 2013 Pazartesi

Erciyes Kis


2013-14 kis sezonuna 21 Aralik'taki ilk gununde, Naci Kilavuz'la Erciyes'e tirmanarak girdik. Geceyi de zirvede bivakta gecirdik.

Erciyes'i ozlemisim!





16 Aralık 2013 Pazartesi

Ev yapimi dag beslenmesi

Enerji bar ve jelleri bizim memlekette pek yok ama olsa bile urunler biraz fiyatli oldugundan yogun kullanima pek gelmez.

Daha hafif olmak, daha cok ve direkt enerji alabilmek, bu isi faaliyet boyunca duzenli ve surekli hale getirebilmek ve sabahin ucu gibi uykulu ve usuyorken birseyler yiyebilmenin zor oldugu saatlerde mideye birseyler gonderebilmek gibi amaclarla kendi enerji jelimi yapma fikri uzun yillardir aklimdaydi.

Ancak nasil olduysa bu aksam yapabildim.

Bu is icin ana madde olarak onerilen, "kahverengi pirinc surubu" veya "arpa surubu" maddelerini simdilik bulabilmis degilim.(Aradim mi? Hayir) Alternatiflerden biri olan "bal" kullandim ancak ileride bulabilirsem, biraz daha "yavas" olan kahverengi pirinc surubu veya arpa surubunu tercih edebilirim.

Ben internetteki uygulamalardan bilgi topladim ancak piyasadaki enerji jeli ambalajlarinin arkasindaki detaylari okursaniz aslinda olayin oldukca basit oldugunu gorebilirsiniz.

Ben ana karbonhidrat olarak bal (5 corba kasigi), potasyum  icin harnup pekmezi (yaklasik 2 corba kasigi) ve sodyum  icin de sofra tuzu (yarim cay kasigi) kullandim. Genelde dagda surekli olarak tatli seyler yemeyi pek sevmiyorum ancak bunu dengelemek icin de bazi fikirlerim var.

Bakalim, haftasonu bir deneyip gorelim. Cepte duracagi icin tasimasi ve ulasmasi kolay olacak. Vucut isisiyla beslenecegi icin de akici ve yutmasi kolay olacak.

Bu karisimi iyice temizledigim 150 ml'lik bir sac jolesi tupune doldurdum. "Sac jolesinin sende ne isi var?" diye sormayin :) Uzun hikaye...

Eee, ambalaj olayi ozetlemis: Hersey kafada biter!

10 Aralık 2013 Salı

Dunyanin en zor offwidth'ini tirmanmak ve etigi korumak

Wide Boyz desem?

Cogunuz iyi kotu asinasinizdir herhalde. Dunyanin en zor "offwidth"i olan Century Crack'i tirmanmak icin iki sene boyunca agir antrenman yapan, hatta bodrumlarina bir simulator kurup deli gibi calisan ve sonunda da gidip rotayi bir guzel cikan iki Ingilizden bahsediyorum.

Offwidht moffwidth olmayan bir ulkeden cikip, boylesi bir ise niyetlenip, plan yapip, altindan kalkabilmek gercekten uzun uzun tartisilabilecek ve bence uzerinde de konusulmasi gereken bir mevzu. Ancak boyle bir motivasyonu olusturacak temel nedenlerden birinin Ingiltere'nin genelde dagcilik ve tirmanis uzerine biriktirdigi buyuk tecrubenin oldugunu dusunuyor ve kemiklesmis tirmanis ahlakinin gencleri olumlu yonde nasil yonlendirdigini goruyorum.

Ancak yine de, geleneksel tarz tirmanisin en basit ahlaki kurallarinin bile bazen gozardi edilebildigini, ustelik de bu isi en ucta an ileri seklide yapanlar tarafindan ihmal edilebildigine sahit olabiliyoruz.

Ote yandan, tirmanis olgusu, kaypakliga mahal vermeyecek sekilde o kadar basit kurallar uzerine yuruyor ki, alaninizda dunyanin en zor isini bile yapmis olsaniz, adamin biri cikip size "Hoop, kardesim! Sizinki sayilmaz!" diyebiliyor. 

Evet WideBoyz gitti, Century Crack'i buldu, calisti ve tirmandi. Ancak yine de bir detayi onemsememis ya da belki de gormezden gelmek zorunda kalmislardi. Rotayi ara emniyet icin kullandiklari yayli takozlari onceden yerlestirmis olduklari sekilde denemis ve cikmislardi. Agizlar kulaklarda memleketlerine dondular.

Ancak tirmanisin yasayan efsanelerinden, Century Crack'i (eski yapay tirmanis adiyla Chochcolate Starfish) yaklasik 10 yil onceden beri defalarca serbest stilde deneyen Stevie Haston , "Bak, kendisi cikamadi, cikanlara bok atiyor!" denilme ihtimaline bile aldirmadan, bu cok basarili genclerin -ki bu arada Pete Whittaker'in Belly Full of Bad Berries isimli acimasiz rotayi flash ciktigini hatirlatmam gerekir- tirmanisini saymiyor, "Emniyetinizi tirmandiginiz sirada almiyorsaniz, bir rotayi trad tirmanmis olmazsiniz. Bu kadar basit!" diyordu.

Bunu soylerken de inaniyordu ki, bu iki muthis genc bu rotayi olmasi gerektigi gibi cikabilir!

Derken bir sure sonra genc tufekler, baskasinin dusuncesi ve kendilerini ispatlama durumunda olmanin verdigi garip duygu haliyle Century'nin altinda dikiliyorlardi. Yere vurmayi garantileyecek emniyet aralari birakmak zorunda kalarak rotayi mukemmelen tirmandilar.

Bunu yaparken, aslina sadece dunyanin en zor offwidthini tirmanmadilar. Ayni zamanda ve bence en az tirmanisin kendisi kadar onemli olan, ahlaki degerleri dunyanin en zor isini yaparken bile gozetmenin gerekliligini vurguladilar.

Alabilene, bu hikayedeki ders gercekten buyuk.