16 Ağustos 2016 Salı

Aladağlar Sky Trail 2016. 13.08.2016

Bir yıl önce, sadece Aladağlar'ın adı içinde geçtiği için, hiç düşünmeden kayıt olduğum, "koşma" ile ilgili gerçek anlamda hiç birşey bilmediğim bir halde, kesinlikle hazırlıksız ve ek olarak birtakım ağrı ve sızılarla, çevremdeki arkadaşlarımın da gazlamasını alarak, "yürümeye" cüret ettiğim Aladağlar Sky Trail 2015'i, 35. km deki son istasyonda zaman tahdidine takılarak bırakmıştım. Ama mevcut kosullar ve son yaşadıklarım ardından durumumdan oldukça keyiflenmiş ve kendi çapımda koşmayı öğrenmeye başlamıştım.

Geçen zaman zarfında kendi çapımda biraz koştum, bu spora biraz daha yakın hissediyordum artık.

Derken Aladağlar Sky Trail 2016'nın zamanı geldi.

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası


13 Agustos cumartesi günü, sabah saat 05:00'ı gösterirken, kesin kayıt yaptırmış 130 koşucunun sanırım 98'i start takı altındaydı. Bu yıl bir saat daha geriye çekilen başlama saati bence çok uygun ve doğru bir karardı.

Foto: Ramazan Bozkurt arşivi

Start ile birlikte Sokullu Pınar'a doğru yarış başladı. Bu bölümde ve sonrasında da beni geçenler olduysa da, kendimce fena gitmiyordum ve bu iyiydi. Çelikbuyduran, Emler Zirve ve Direktaş istasyonlarına kabaca kafamdaki zamanlarla ulaştım. Hala cepte rezerv zaman taşıyordum.

Foto: Aladağlar Sky Trail arşivi



Foto: Ramazan Bozkurt arşivi

Foto: Ramazan Bozkurt arşivi


Ardından Hasta Hoca Yaylası'na ulaştım ve MTA zirvesine doğru yükselmeye başladım. 20 yıldan fazladır "kullandığım" batonlarımı (kendime bir çift "koşu batonu" almış olsam da), bu sefer "taşımak" istememiştim. Zaten buraya kadar da öyle çok ihtiyaç hissetmedim. Elbette, "olsa iyi olurdu" dediğim bölümler ve anlar oldu, bu konuyu tekrar düşünecek ve katlayıp taşıma/çıkarıp kullanma işlemlerinde zaman kaybettirmeyecek, güzel bir yöntem/ler bulursam ileride tabii ki kullanacağım. Zaten koşu batonları diğer trekking batonlarından daha da hafif. Neyse, çok ihtiyaç hissetmedim.

Foto: Ramazan Bozkurt arşivi

MTA Zirve ardından Maden Yayla'ya doğru iniş başladı. Geçen yıldan farklı olarak, buradan sonra stabilize yola girerek dosdoğru aşağıya inilmiyor ve Davlumbaz Tepe'nin hemen yanındaki bir başka isimsiz tepeye tırmanılıyordu. Bu kısımın ilk bölümleri yokuş yukarı stabilize yol iken kısa süre sonra yine yukarı eğimli, büyük taşlardan oluşan pek de koşulamayacak bir zemine bağlıyordu. Hemen sonra hat, karşımıza çıkan büyük bir kaya bloğunun, hemen solundaki dik çarşakla birleştiği çizgiden yükselmeye devam ediyor ve sırta ulaşıyordu. Sırta ulaşınca sağa dönüyor ve isimsiz zirveye ulaşıyorsunuz.

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası


Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası



Bu kısma biraz değinmem gerek:

Koşucular arasında bu kısımdan şikayet edenleri çok duydum. Buranın koşuya elverişli olmadığını, herkesin değerli ve sona kalmış rezervlerini yiyip bitirdiğini, bu son eklenen üçüncü zirve nedeniyle koşunun geçen yıldan en %50 daha zor olduğunu söyleyenler oldu, bizzat dinledim.

Kişisel yorumum şu olabilir: Evet, elbette geçen yıldan çok daha zordu, elbette o bölümde biz faniler koşamazdık... Ama burası ALADAĞLAR! Bence rota NEFİSTİ!

O üçüncü, son zirvede Serhan Poçan "Bu kadar yol ve yorgunluğun üzerine ne kadar neşelisin!?" dedi bana. "Eh, somurtacak olsam gelmezdim zaten :)" dedim.

Cimbar Vadisi'ne dogru inmeye başladım. Zemin ve eğim hızı artırmak için güzeldi. Bir de daha evvel hiç bulunmadığım bu bölgede Demirkazık'ın öyle bir manzarası vardı ki... Tekrar gelmeye söz verdim.

Cimbar vadi tabanına indiğimde umduğum gibi hızımı artıramadım. Hatta yavaşladım bile. Maden Yayla ve sonrasında geçtiğim iki kişi bana yetişti. Onlarla birlikte Tekepınarı son istasyona ulaştım. Vakit kaybetmeden çıktım. Tekepınarı Kapı'yı geçtim ve artık son 7 km'lık, neredeyse tamamı yokuş aşağı olan, çok iyi bildiğim tatlı eğimli patikalara girdim.

Çok geçmeden istasyonda biraktigim, iki kişi bana ulaştı ve geçti. Son 7 km için yaklaşık 2 saatlik bir zaman kazancım vardı. Bunun rahatlığıyla değil ama birden çok yavaşlamıştım. Sakatlık veya benzeri bir şikayetim yoktu ama sanırım ciddi bir yorgunlukla baş etmem gerekiyordu.  Üzerinde olduğum patikalar iniş şeklinde değil de düz olsa daha tempolu gidebilirdim sanırım. Bacak kaslarım ve ayak parmaklarım epey şikayet ediyordu bu bölümde.

Buraya kadar -benim için- oldukça iyi sayılabilecek bir tempoda gelmiştim. Çok iyi bir zamanla son istasyondan çıkmıştım. Son iniş yamacına gelip Demirkazık Dağevi'ni gördüğümde ise biraz moralim bozulmadı değil hani. Bitiş'e yetişebilecek miydim? Strava'da FlyBy'a baktğımda hemen hemen bütün yarış boyunca önünde gittiğim gruba dahil koşucular beni bir bir geçmeye başlamıştı. Durum moral bozucuydu :) ama evet artık bitecekti, görebiliyordum.

47 km ve 3600+ m irtifa kazanımlı yarışı 11:42 ile bitirdim.. Koşmaya yeni başlamış biri olarak, 98 kişinin start aldığı Aladağlar Sky Trail 2016'yı bitiren 42 kişi içinde olmak beni fazlasıyla memnun etti. Genel sıralamada 40., yas kategorimde de 19. oldum. Mevcut halimle bile daha iyisini yapabilirdim belki evet ama tecrube boyle birşey olmalı. Yaşananlardan ders alıp, daha iyisini yapmaya çalışmalı.

Bu yarış bence her şeyiyle çok güzel. Elbette her şeyin, her zaman daha iyisi vardır, yapılabilir. Ancak şu haliyle bile ORDOS ve ARGEUS gerçekten müthiş bir iş yaptılar. Start sayısı itibariyle, koşucudan daha çok, 105 görevli/gönüllüyle altına girilen bu iş takım çalışması, istasyon bilinci ve her şeyiyle çok iyiydi. Kendime verdiğim söz gereği, bütün rota boyunca bütün gönüllülerle göz teması kurarak teşekkür etmeye çalıştım. Umarım hislerimi anlatabilmişimdir ama buraya bir kez daha yazıyorum. Sagolun, varolun, iyi ki varsınız!

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası

Eh, üstteki paragraf ardından, son tahlilde dağcılık temelinden gelen bir koşucu acemisi, dağlarda yıllarca arama kurtarma faaliyetlerine katılmış, arkadaşlarıyla, gruplarla tırmanışlar, faaliyetler yapmış biri olarak, minik bir yürek burukluğunu dile getirmeden de edemeyeceğim: Buna nasıl bir çözüm bulunabilir, pek bilemiyorum. Elbette yarislarda da bu durumlar olmadan olmaz ama bu yaris dagda gecen, dagcilarin organize ettigi, gönüllülük ilkesiyle calistigi bir organizasyon olunca ve bahsettiğim gönüllü ordusu dağın o kadar uzak ve izole yerlerine dağılmış, yük taşıyor, halen yürüyor vb iken, madalya töreni yapmak, alkış tutmak, lezzetli yemekler yemek... Ne bileyim... Bana pek uymuyor, içime sinmiyor işte... Belki de bu sadece benim...


117NURETTINÖzcan11:42:58.62
RankingAdiSüreKategori RankingGender Ranking
Demikazık Köyü
53Sokullu Pınar00:44:092647
50Çelikbuyduran02:55:402343
43Emler03:42:051937
42Direktaş04:24:171936
29MTA06:07:371323
0DAVLUMBAZ00:00:0000
0Tekepınarı00:00:0000
40Demirkazık Köyü11:42:591932

19 Temmuz 2016 Salı

SkyErciyes 2016 (60k,16.07.2016)



Koşmaya "başladığım" son altı aylık zaman zarfında, benim için pek de fena sayılmayacak bir antrenman dönemi geçirdim. Bu arada, duyurusu yapılır yapılmaz direkt ve tereddutsuz olarak kayıt yaptırdığım SkyErciyes yarışının 64 km lik parkurunun da zamanı gelmişti.

Yaristan bir gün önce, yani 15 Temmuz 2016'da Erciyes'e çıktım. Kaydımı netleştirdim, numaramı aldım, zaman içinde tanıştığım ve uzaktan bildiğim kimi arkadaşlarla görüştüm. Ardından eve döndüm, eşyalarımı hazırladım ve uykuya çekildim.

Saati tam hatırlamasam da, uykuya dalalı yarım saat kadar olmuştu ki, abimin telefonuyla uyandim. uyku sersemi, sarhoşvari bir kafayla televizyonu açtım ve darbe "kalkışmasından" haberdar oldum.

Tekrar uykuya dalmayı düşünmek nasıl mümkün olabilirdi?

Geçen saatlerin ardından, arabama binip Erciyes'e çıktım. Yarış koşulacaktı. Gece boyu sela, tekbir yayınları ve endişe ve uykusuzluk yüzünden, koşucuların bir kısmı yarışmadan vazgeçmiş, 60K koşucularının bir kısmı da kayıtlarını 25K ya kaydırmışlardı. Start saati yaklaşırken atmosfer bok gibiydi yani.

Derken 07:30 da start verildi. Başlarda garip bir ruh haliyle, nehir akıntısında savrularak ilerleyen bir dal parçası gibi, kendimi şuursuzca koşmaya çalışırken buldum. İlk kontrol noktasına kadar, neyi nasıl yaptığımı da pek bilmeden ve düşünemeden önlerde giden grupla gittim.

İlk kontrol noktası sonrası, artık koşmak istemedim. İstek olmayınca, vücut sadece yük.

Bir ara nefesimin daraldiğini hissettim. Sebep bu olamazdı elbet ama ayaklarım, bedenim ilerlemek istemiyordu. İkinci kontrol noktası ve 25K etabının bitiş noktası olan Sarıgöl'de durma kararı aldım ve iki kontrol noktası arasını yürüdüm. Sanırım, başlangıçtan 5 saat kadar sonra Sarıgöl'deydim.

Bilirsiniz, bahaneler bitmez, her zaman vardırlar. Bunları öne sürmeye pek bel bağlamayan biriyim. Sonuçta koşamadım.

Yarış ve parkur yorumum ise şu şekilde olur: Elbette, daha tecrübeli koşucuların analizi daha doğru olabilir ancak organizasyon iyi, parkur ise, büyük bölümünde stabilize yollardan geçiyor olmasına rağmen, iniş-çıkış grafiği ve geriye kalan bölümlerdeki zemin yapısı nedeniyle oldukça zorlu ve kırıcıydı. Bu, geçtiğim 25K için geçerli ama 64K nin geri kalaninin bundan eksiği olmadığı gibi, bilhassa son 20 km'de çok daha zorlu görünmekteydi. Hava, Erciyes mevsim normallerinden de sıcaktı. Koşucuların çoğu, dağın susuz olduğundan, su sıkıntısı çektiklerinden bahsetseler de, bilemiyorum, belki de dağcılık tecrübelerimden ve yanımda yeter miktarda su (2lt) taşıdığımdan dolayı, ben de böyle bir şikayet veya beklenti oluşmadı. İlk 25 km içinde birden fazla ve sunulanlar itibariyle daha zengin(!) kontrol noktaları beklediğinden bahsetti insanlar. Koşu böyle birşey herhalde... Ama bence yeterliydi.




13 Nisan 2016 Çarşamba

Koşu

2015 Ocak ayında duyar duymaz, yüksüz cantasiz Aladaglar'da dolaşacağımı, Aladağlar'ın yükseklerine hafif ayak çıkacağımı hesaplayarak hiç düşünmeden kayıt yaptırmıştım Aladağlar Sky Trail 2015'e.

Çok genç yaşlarımdan beri spor yapıyorum. Pekçok değişik takım sporu yaptım, hepsinde şampiyonluklar ve birincilikler yaşadım. Her zaman hızlı koşan ve hatta o sporlar dahilinde çok da koşan birisi olmuştum. Futbol'dan ekmek yedim mesela. Evet, kendince tekniği yüksek bir fultbolcuydum ama gol işlerinin çoğu deparlarımda biterdi.

Sonra -2003(?)- Erciyes Kuzey Yüzü'nde yapılan bir hız yarışmasını, çıkış ve iniş, 4 saat 05 dakika ile kazanmıştım.

Ama bunların hiçbiri "koşmak" değildi elbette. Koşmak başka birşeymiş!

Sıfır koşu ve sıfır mental hazırlıkla gittiğim 2011 Aladağlar Sky Trail'de, karşılaştım/yüzleştim koşu aktivitesiyle. Hazırlığımın olmayışı bir yana, koşmaya da ne kadar "Fransız"mışım meğer.

Neyse, bu geçen yıl içinde, daha da ilgilendim ve yakınlaştım koşuyla. Kendimce koşar oldum, daha çok öğrendim, anladım. 3 yıl önce kopan sol ön çapraz bağım için geçirdiğim ameliyat sonrası, yaptığım onca çalışmaya rağmen, sol bacağım halen sağ bacağımdan daha ince. 2 yıl önce geçirdiğim ağır kaza sonrası, aslında iyice toparlanmam, kendimi bulmam yeni yeni oluyor. Yukarıda bahsettiğim spor geçmişime rağmen, fiziksel kondüsyonum maksimumdan uzak. Bir sürü ağrı, sızı geçiriyor, sakatlıklar yaşıyorum. Vücudumdaki hamlıklar eskiye göre daha uzun sürede geçiyor falan. Bilmem, belki de yıllanmak böyle birşey :) Dokuz gün sonra, 22 Nisan'da 40.yıl diyorum :)

Dağlardan ve tırmanıştan asla uzak kalamam. Ama motivasyonum da feci baltalandı, yalnızlık zor şey. Tırmanışı, ite kaka, zorlaya zorlaya yapmaya çalışıyordum zaten. Ama motivasyonum azaldı, bu şekilde ve son yaşadıklarım ardından çok zor gelmeye başlamıştı. Kayseri'de yaşamanın, bu anlamda bu kadar zor olacağını düşünemezdim. Kendi haline bıraktım, zamanla beni bulması için. Ama biliyorum dağcılık ve tırmanıştan kopmam, asla.

Koşmak güzel sporlardan biri. Bisiklete biniyorum, ufak tefek dağcılık yapıyorum. Koşmaya da devam edeceğim. Motosiklete binmek gibi, arkadaşa pek ihtiyacınız olmuyor.

Blogumda da ara ara yazmaya devam edecegim, "self motivation" hesabı :)

12 Nisan 2016 Salı

Manavgat Nashira Ultra



Manavgat Nashira Ultra Maratonu'nun 35 km lik etabını koştum.

35-44 yaş kategorisinde 16. oldum. 26.03.2016

16   NURETTİN ÖZCAN (441)        4:52:37

10 Aralık 2015 Perşembe

Hayatin anlami

Hayatin anlamini buldugumda... onu bir guzel dovecegim.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Alex Honnold, foundation...

Aslinda gerçekten anlamı olan şeyler, sportif başarılar, ne kadar zoru, hangi şartlar altında yaptığın değil aslında...

Alex Honnold çok büyük bir olgunlukla çok önemli bir noktaya değinmiş! Herkese bir mum yakmasını umarim...