14 Ağustos 2017 Pazartesi

Aladağlar Sky Trail 2017, 12.08.2017

Geçen yıl Kapadokya Trail'de burkulan bileğim yüzünden dört ay kadar ara vermek zorunda kaldığım koşmaya ilk fırsatta tekrar başlamış, değerli arkadaşım Kerem Topuz'un verdiği antrenman program desteği ile ileri kendi adıma yoluna koymuştum. Hazırlandığım ilk yarış 2017 Aladağlar Sky Trail idi. Geçen yıl bu yarışı bitirmiştim ve bu yıl en azından daha iyi bir süre yapmak umudundaydım. Antrenmanlara harfiyen uyuyordum ve yarış öncesi, antrenman mesafelerini, hacmini, yokuş antrenmanlarını artıracağımız döneme tam gelmiştik ki belirtilerini hissetiğim shin splints nedeniyle, yarıştan iki ay kadar önce bir anda antrenmanı kesmek zorunda kaldık.

Yarışa kadar, durumu görmek için ara ara yaptığım kısa ve yavaş koşular dışında, koşamadım. Yarış günü geldiğinde bacağım, bu açıdan iyileşmiş gibiydi ama antrenman programının en önemli kısmından mahrum kaldığım gibi daha evvelki kazanımlar da baltalanmıştı. Pek işe yarar bir malzeme değildim yani...

Yarış öncesi gece, bir şekilde hiç uyuyamadım. bunun benim için hiç iyi olmadığını biliyordum çünkü bu daha evvel de yaşadığım bir şeydi. Yine de iyimser bir şekilde (ve bu rahatlıkla da mümkündü) başlayıp bitirmeye ve herşeye rağmen de geçen yıldan daha iyi bir zaman yapmaya karar verdim. Kerem'in nasihatini hiç aklımdan çıkarmayarak, yavaş ve kontrollü başlamaya, gücümü yarışın sonlarına saklamaya ve yarışın son çeyreğinde her şeyimi vermeye niyetliydim.

Sabah 04:30'da start aldık, kendimce kontrollü ve yavaşça gidiyordum ama sonradan farkedeceğimiz şekliyle, daha da yavaş olmalıydım. Geçen yıl bir saat gibi ulaştığım Sokullupınar'a 45 dakikada, 3saatte vardığım Çelikbuyduran istasyonuna 2:45'te ulaştım. 3:32'de Emler zirvede ve 4 saatin hemen biraz üzerinde Direktaş'taydım.

Buraya kadar, benim şu anki durumum için daha yavaş gelmeliydim. Bu, yetersiz hazırlık ve uykusuzluk üzerine eklediğim 3. büyük hata idi.

Bu yarışta, daha evvel de gerçek anlamda denemeden GU jel kullanmak üzere yanıma almış ve farkında olmadan tüm enerji ihtiyacını bu jellere yüklemiştim. 4. hata!

Hemen hemen başka hiçbir şey yemedim, sadece bol sıvı aldim ama gerçekten de enerji rezervlerim hızla tükeniyordu. Ben hala farkında değildim.

MTA Tepe altına yaklaşırken performansımdan hiç memnun değildim. Üstelik oramı buramı da, psikolojik şekilde, ağrır gibi hisseder olmuştum. Geçen yıl oldukça rahat, hiç bu şekilde bitmiş gibi hissetmeksizin tırmandığım bu dik yüzeybu yıl müthiş acı verici ve yıkıcı bir etap olmuştu benim için. 6 saat civari ulaştığım zirvesinde, arkadaşım Elif Maviş'e bırakacağımdan bahsettim. O beni yüreklendirmeye çalıştı sağolsun. Evet, devam edebilir bitirebilirdim de ama öylesine yıkık bir haldeydim ki...

Ağır ağır inerken, bırakan başka koşucularla da karşılaştım. Onların problemi bozulan mideleriydi. benim midem sağlamdı ama pek takatim yoktu. Maden Yayla istasyonuna indik, burada da sadece içecek takviyesi vardı ve yiyecekler 4 km  ilerideki Karagöl istasyonundaydı. Zaten bırakmıştım ve aç da hissetmiyordum. Biraz dinlenip, ağır ağır Karagöl'e devam ettik. Bu arada bize yetişip geçenler oluyordu haliyle. Karagöl'e ulaşıp yayıldığımda, buranın zaman tahdidine daha yarım saat vardı, devam etsem bitirebilirdim ama çok acı çekerdim ve yaptığım işten nefret etmemeliydim.

Sonra eski dost Rambo (Ramazan Karamık) bizi pickup'ıyla Demirkazık Dağevi'ne ulaştırdı. Saat 15:00 civarlarıydı sanırım. Perişan haldeydim, duş alıp yemek  yedim. İnsanlar geliyor ve yarışı tamamlıyordu. Bu yıl, yarım saat da erken başlatılan yarışın toplam süresi de böylelikle uzatılmış ve 12:30' süre ile saat 17:00'de finish olmuştu. Geçen yıla göre bitiren sayısı ve oranı çok  daha yüksekti. bunlara şahit olurken insanın içinde bir hayıflanma olmuyor, "ben de bitirebilirdim aslında" düşüncesi geçmiyor değil. Ama sıralanmış büyük hatalarım yüzünden, inat etmemem ve bu işlerden keyif alma zorunluluğunu unutmamam gerekiyordu.

Sonuç:
1. İyi hazırlanamadım ( Yarıştan iki ay önceki sakatlık başlangıcı en büyük etkendi)
2. Onceki gece uyuyamamış olmam önemli bir etken
3. Mevcut şartlarım için yeterince yavaş ve enerji açısından ekonomik olamadım
4. Beslenmede çok büyük yanlışlıklar. Sanırım en büyük faktör de buydu.

9 Haziran 2017 Cuma

Kilian Jornet Everest'in en hızlı çıkışını yaptı

Geçen şu son bir kaç ay insanoğlu, onun limitleri ve neler yapabileceği konusunda, dağcılık ve kaya tırmanışı ekseninde inanması güç işlere sahne oldu.

Bunların en önemlilerinden biri de, Everest'te tırmanış zamanlarının resmen tozunu attıran Kilian Jornet oldu.



Kilian Jornet dünyanın en iyi ultra maratoncularından birisi, belki de en iyisi.

http://www.kilianjornet.cat/en/blog/

Everest'e veya herhangi bir çok yüksek dağa tırmanmak başlı başına zor bir işken, Kilian Everest'e tam bir hafta içinde iki kez, bilinen en hızlı sürede tırmandı. Bunu yaparken hiçbir şekilde oksijen ve sabit hat kullanmadı.Oksijen ve sabit hat kullanmamanın anlamını yüksek irtifa ile ilgilenenler bileceklerdir.

İlk tırmanışını 21-22 Mayıs 2017 tarihlerinde, 5100 m deki Everest Base Camp'tan zirveye 26 saatte ulaşarak ve 6400 m'deki Advanced Base Camp'e dönerek tamamladı. 7700 m'lere kadar iyi gelen ama daha sonra mide problemleri nedeniyle yavaşlayan Kilian zirveye gece ulaştı ve ABC'ye dönerek dinlenmeye çekildi. Bu bilinen en hızlı tırmanıştı!

Dünya onun bu müthiş performansını konuşurken Kilian dinleniyordu. Kendini iyi hissetiğini (!) söyleyen Kilian, kendisinin "Summits of my Life" projesi kapsamında, daha da iyisini yapabileceğine inanıyordu ve tekrar, 27 Mayıs 2017 tarihinde, 6400 m'deki ABC'den başlayarak, yine yapay oksijen ve sabit hat kullanmadan(-ki bu onu yavaşlatırdı), bu kez sadece 17 saatte, Everest zirveye ulaştı! Tekrar ABC'ye döndüğünde toplam süre 29 saat 30 dakika idi.

Ne kadar kolay değil mi? Bir çırpıda yazıp bitirdim. Ama öyle, Kilian Jornet'de Everet tırmanışını bir çırpıda bitirmiş, bizlerin ufkunu açmış ve sapasağlam şekilde aşağıya inmişti. Elbette ben de yazsam çok daha uzun sürer ama bu kısacık yazıyı yazarken bile yoruldum diyebilirim. Elbette Kilian'da parkta koşar gibi yapmamıştır bu işi. O da yorulmuş, zorlanmıştır ama tüm bu büyük başarısına rağmen, bir başka önemli noktayı daha ortaya koydu:

Yıllardır karşılaştığım bir durum ve sorular vardı. Bütün bunlar aslında dağcılık ve tırmanışı yükseklik (irtifa) ile bağdaştırıyor ve en yükseğin her zaman en zoru olduğu şeklindeki bir algıyı insanların zihnine yerleştiriyordu. Bunu anlatmak ve hatta anlatmaya çalışmak kerşılaştığım zor durumlardan biriydi. Everest'in kuzey ve güneyindeki bu rotalar "belli bir seviyeden" asla daha teknik ve zor rotalar değiller. Yüksek irtifada oluşun bütün zorluklarını elbette ki içeriyorlar ve bunlar başlı başına büyük şeyler. Everest ve benzeri dağlarda "bilindik rotalarda" yapılan tırmanışlar, bugün artık kendi turizm sektörünü de  yaratmış durumda. Sözlerim yanlış anlaşılmasın ama yıllar önce uzaya çıkma ve aya ayak basma şeklinde başlayan süreç, bugün uzaya turist götürme seviyesine geldi. Kilian'ın bu müthiş performansı, insanoğlunun neler yapabileceğine yen bir kanıt getirmekle birlikte, aşağıdan zirvesine 17 saatte çıkılabilen Everest'i, "ay şöyle zor , böyle zor" diye herkesin önüne serdi.

Yazımın üst kısımlarında belirttiğim gibi, yüksek irtifa dağlarına tırmanmanın objektif ve subjektif tonla zorluğu ve riski var, en kolayı bile çok zor. Ama biz sıradan insanlar en komik işleri bile büyütmeyi çok seviyoruz, Kilian herkese "Hşşşş, adam olun!Bakın Everest'e bile 17 saatte çıkılabiliyor" mesajı verdi.  😁 👆👆👆👊👊👊




5 Haziran 2017 Pazartesi

El Capitan free solo çıkıldı!

Tarihe Not:

El Capitan Freerider rotası, Alex Honnold tarafından tarafından free solo çıkıldı. 03.07.2017
3:59

Tommy Caldwell yorumu "Moon landing of free soloing."

Alex Honnold'un ne muthiş bir tırmanıcı ve kişilik olduğunu, tırmanışa aşina hemen herkes bilir. Böyle bir çıkış kimden beklenir diye sorulsa, hemen herkesin aklına gelecek ilk isim o olurdu. Ancak ismi üzerindeki bütün bu hare, sadece çok iyi bir tırmanıcı olduğu için oluşmamıştı. Sadece çok iyi bir tırmanıcı olmak böyle bir iş için yetmezdi. Alex Honnold bu tırmanış için çok çalışmış, hemen her ip boyunu en ince noktasına kadar tahlil etmiş ve eminim ki defaeten tırmanmış. Ardından elbette ki bu çalışma onun "uçlarda iyi" tırmanıcılığı ve süperserin kişiliği ile birleşmiş ve bence zerre kadar tereddüt taşımadan tırmanışa başlamış. Zaten kendisi de "serbest tırmanırken korkuya kapılmam, bu hiçbir şeye fayda etmez" der.

Benim için muazzam etkileyici, tarifini doğru yapamayacağım inanılmaz bir his bu tırmanışa -uzaktan da olsa- şahit olmak. Sadece bu tırmanışın yapıldığı dönemde yaşıyor olmak bile çok büyük bir şans ve kazanç.

Tırmanışın bu en saf ve en doğal şekliyle gerçekleşen, en ufak bir yanlışlığın hayat ile ödeneceği bu tırmanış gerçekten büyük, çok büyük bir olay. Tekrarı gelir mi, gelirse ne zaman gelir hiç bilemiyorum.

Çok yaşa Alex!

Tom Evans'ın elcapreport.com sitesindeki paylaşımı da yazı ve fotoğraflarıyla bir harika.


4 Mayıs 2017 Perşembe

Ueli, We Miss You by Steve House

Hayatını kaybeden bir büyük tırmanıcı hakkında, başka bir büyük tırmanıcının yazdığı şu yazı, öylesine güzel ve tırmanışa, alpinizme dair öylesine saf gerçeklerle dolu ki, Ueli Steck'in ölüm haberini aldığımda, Facebook'ta sadece haberi paylaşabilmiş, -klişeler arasına girmemek için- iki cümle bile olsa laf edememiş, uzun veya kısa bir yorum yapamamıştım. Çünkü kilitlenmiş, sözcükleri toparlayıp, düşüncelerimi dökememiştim.

Düşünmeye devam etmiştim ancak dilimin ucuna gelen her sözcük ve cümle kifayetsiz ve hatta anlamsız kalmıştı. Ne diyebilirdim ki? "Beklenen sonuç" mu? "Su testisi su yolunda kırılır" mı? "Olacağı buydu" mu?  "Çok iyi bir alpinistti" mi? Veya boş klişede iyice uca gidip "Dağcılık dünyası büyük bir starını kaybetti" mi?

Hepsi saçma, eksik ve beylik laf olarak kalıyor ve ben istesem de Ueli Steck hakkında birşey yazamıyordum.

Derken Steve House'un, bence çok güzel yazısına denk geldim. Paylaşmak istedim:

Yazı Steve House'a aittir. Kaynak.


Ueli, We Miss You

by Steve House

_


 “There are dreams which are worth a certain amount of risk.”
–Ueli Steck


Ueli was, and always will be, a leader to me. A visionary who was internally motivated to improve, to forge, to re-test and re-discover himself, over and over again. Ueli wrote a great and profound story with his life and his climbs; he had become a person who knew something about his humanity, his humility, his pride and his ego; he had a certain earned wisdom that is rare in this world. He had so much to teach us. The world is poorer with this too-early-end of his story, we needed to hear what he learned through his alpinism over the next forty years of his life.

When we go into the mountains we don't go there to become rich or famous or good-looking or to have a nice car and a big house. We climb to transform our selves, to come back someone different. And you must want that unknowable, unknown future-self more than you want to be who you are now. Most of us are naturally afraid of change, especially personally, the most deeply terrifying change. But I do believe that once you have done it, once you've been on and returned from these quests, no matter how quixotic they seem in the moment, and you come back different. That is revelatory! Great journeys (of many kinds) reveal profound lessons about ourselves and this universe, an understanding that we are not in fact, static, that we can change, and we can become someone else, someone new, and someone better.

Among the many beauties of alpinism is the fact that there are no significant external motivators. There is no competition, no medals, no prize money. Because it is objectively useless to climb mountains, the magnitude of the personal transformation must be great for us to give so much, including sometimes, our lives.

Climbing mountains has much to teach a person. The rare ones who possess the drive to temper themselves in the forge of climbing at the highest level; those people invariably have much to tell us, to teach us, to share by the end.

People say that Ueli was gifted, that his ability was innate, given. That’s completely wrong. Achieving an Ueli-Steck-level of mastery in climbing is a long-term commitment that requires a consistency that very few people are capable of. What made him that way is, in itself, worth studying, learning from.

Alpinism has the power to expose the timid among us, show them what true courage looks like. Examples hold the seeds of empowerment, and thereby a chance to overcome fear, and in this way live more freely.

Here is what I believe people don't understand about Ueli, and often their own dreams. Ueli took the critical step of understanding the connection between his vision for climbing big mountains and what he did with his life every single day. Consistently. For a long time. Those cumulative daily actions were what made him the visionary that he was, and in our last email correspondence, a mere six weeks ago, he wrote: “I think we are still very far away from the perfect alpinist.”

His was a heroic process, which makes the outcome all the more tragic. He had a vision for what could be accomplished by a fit, technically excellent climber, and he made himself into the man that could accomplish that vision, despite clear risks. That is something to be honored and something to be respected. What immeasurably compounds the tragedy of his death is that his process was nearly complete; he had almost nothing left but the sweet part of life.

I don't believe in the platitudes of “he died doing something he loved”. The fact of death is much bigger than the circumstance of death; that Ueli’s came fast was perhaps a blessing, but that it was violent gives me nightmares. The fact of his life is what we must remember.

When a major figure of climbing like Ueli dies, there is always second-guessing and criticism. In my opinion Ueli came in for more than his fair share of criticism. Most of the criticism, I believe, is rooted in human insecurity. People didn’t believe anyone could do what he did, their own personal fears too overpowering to even allow the possibility of his excellence, of his achievement. Or they believe the risks he assumed were unjustifiable, yet this view is blind to the mastery, often ignorant of the years of apprenticeship. These are judgements made by people whose perspectives are unable to bend, to believe. The loss is to she who can not see the beautiful in the dangerous, in the risk well executed.

And wouldn’t it have been wrong of him, a man who had a clear chance to make himself into the climber he was, wouldn’t it be wrong for him to ignore that knowledge, that intuition? Is it not wrong to allow greatness to rust on a shelf in the name of playing it safe? Yes, and we all would have been poorer for it.

Tragedy is relentless because no amount of heartache, or wishing, no amount of crying and sadness, nothing can bring him back. So what about the risks he took? The very risks that took him away? Taking risk is a judgment, and judgment is, by definition, making decisions, often life and death decisions, with imperfect information. It is not mathematics, it's not 2+2=4, it is imperfect. Whatever happened to cause his fall, we will never know. And I’d argue that it doesn't matter; it’s simply not possible to be right all of the time. It’s not human.

All alpinists know this. Ueli definitely knew it and he lived with it. He climbed with it and he died with it. This doesn't make it right or wrong or good or bad or selfish or benevolent, it simply is what life, and alpinism, is made of.
 
 “You cannot stay on the summit forever; you have to come down again. So why bother in the first place? Just this: What is above knows what is below, but what is below does not know what is above. One climbs, one sees. One descends, one sees no longer, but one has seen. There is an art of conducting oneself in the lower regions by the memory of what one saw higher up. When one can no longer see, one does still know.”
- René Daumal

 
We create this false security around ourselves every day and believe that we're in control of the world and we are all going to live to be 90 and die peacefully, in our sleep, surrounded by loved ones. The world I’ve known is almost always much more unpredictable, much more ruthless, and much more tragic. It is also beautiful and inspiring and we often celebrate beauty and inspiration. But we push away the things we don't like, and we don't like tragedy when it's real, when it’s ours. We prefer fake tragedy, on the stage or a screen.

How do we live, be present, with reality in an inherently tragic world? How do we go out again and climb, or live, make judgments that we know are imperfect and are eventually going to be incorrect? And incorrect at potentially a very high price? We need to admit that the risk exists. And we need to do more to respect and even idolize those people that gave their lives to teach us this hard, horrible, fact. We need to think about them, to remember them, to tell stories about them, to laugh about them, to remember them, because they are here with us, as long as we are here.

I feel lucky to have known Ueli. And the world is better because he lived the way he did. His spark of life was so bright. His vision was so far reaching. In recent years, I found his humility endearing. He was vulnerable with people, something that requires a rare strength and sensitivity. We need people like him, human heroes. We need to be inspired by greatness. We need Ueli to help us deal with our own puny fears. We need him to show us what it really means to live by one’s dreams.

Ueli shaped our community and he shaped the sport of climbing, I believe for the better, by first seeing, and then becoming what is humanly possible. Benevolent leadership by good example feels rare in today’s fractious world. It is something few people ever accomplish. Ueli lived and died as that kind of leader. Thank you Ueli, we can never repay you for living your greatness.


9 Şubat 2017 Perşembe

Uzundere 2017


Yıllar önce Doğubeyazıt'ın bir yerlerinde Tunç (Fındık) ile uzun uzun konuşmuş ve bu bölgede kesinlikle çok güzel buz şelaleleri bulunduğundan emin olduğumuzu söylemiştik. Hayal etmiştik.

O zamanlar, genelde bilinen birkaç fakir oluşum dışında bilinen pek birşey yoktu.

Ardından, Karadeniz bölgesinin sularının, soğuk Doğu Anadolu'ya aktığı aktığı yerlerden biri olan Uzundere ve çevresindeki harika şelaleler bulundu/gün yüzüne çıktı.

İlk çalıştayın yapıldığı yıldan beri, birçok kişisel sebep nedeniyle gitme fırsatım olmadı. Eh, bir de buz bu, sezonu kısa olabiliyor. İlgili zamanda gittin gittin, sonrasında tırmanış yalan olur.

Bu yıl bir şekilde, benim eski saz arkadaşlarımla yolumu düşürdüm oraya. Yıllar önce bu işler için yeni aldığım ve hiç kullanamadığım kramponlarımı ve sadece birkaç kez kayada kullanabildiğim kazmalarımı "hayırladım".

Zaten çok acemisi olduğumuz buz tırmanışı konusunda, bir de sıfır antrenman/kondüsyon durumu eklenince çok rahat tırmanamadım ama yine de çok güzeldi. Bütün bölge ve şelalelere ek olarak -henüz tırmanamamış olsak da- Cevizli Köyü'ndeki şelaleler fantastikti!

Seneye bakalım....




Tortum Gölü


30 Ocak 2017 Pazartesi

Bilekte ağrı

22 Ekim 2016' da Kapadokya Trail 60K'yı koşarken, 19. km de sol ayak bileğimi fena burkmuş ama buna rağmen yarışın kalan 42 km sini bitirebilmiştim.

Çok net hatırlamıyorum tarihi ama 10 gün kadar sonra, tekrar hafif bir koşuya çıkmayı denedim, bileğim ağrıyordu. Daha sonra yine aralar vererek yaptığım her denemede, ağrım vardı. Her ne kadar ağrı azalıyor idiyse de, bugün itibariyle  neredeyse 3,5 ay olacak sürede hiç birşey yapamadım.

Erciyes Üniversitesi'ndeki bir spor hekimini gördüm. Muayene ve yoklama sonrasında (sırasında ben de acı hissetmedim) doktor, hiçbir problem göremediğini ancak kıkırdak lezyonu ihtimali bulunduğunu söyledi ve beni MR'a yöneltti.

Bir hafta sonra çıkan sonuç, kıkırdak üzerinde 6 mm'lik nodüler görüntüden bahsediyordu. Doktor bu sefer sadece parmağıyla o noktaya dokundu ve canım acıdı.

Bunun tedavisi olmadığını (?), birlikte yaşamak zorunda olduğumu, inişlerde acıtacağını söyledi. Lastik bant egzersizi verdi. Bir link.

Havalar berbat burada, halen koşabilmiş değilim. Ancak sakatlanma sonrası geç de olsa hep iyiye gidiş nedeniyle umutsuz da olmak istemiyorum. Havaların açması için biraz daha zaman veriyorum, sonrasında hafiften başlamak istiyorum.

Bu arada, bilegime de yardımcı olur umuduyla yüzmeye başladım. 

Bakalim....   

6 Aralık 2016 Salı