25 Temmuz 2015 Cumartesi

Honda CRF1000L Africa Twin



Hemen hicbir yeni motor/otomobil ben de hayranlik/asiri begenme tepkisi olusturmaz zaten. Begenemedigim. gozume, gonlume hos gelmeyen yanlar buluveririm elbet. Ama sonradan sonraya, daha cok begenmeye baslarim. Bilmiyorum, belki de bu benim kisisel "defom".

Genel anlamiyla olumlu ve olumsuz soylenenler, DCT elestirileri, "990 yapmis adamlar abi" argumanlarinin hepsi bir kenara, Japonlarda gormus oldugum guzel sey,  bir kez daha tekrarlanmis.

2015 yilinin gerekleri (estetik kaygi, teknolojik deger vs) elbette yer almis ama gorgusuzce bir frapanliga kacilmamis. Iste bence en onemli nokta burasi! Yoksa "AT efsanesi" "Airhead GS efsanesi" vs hikaye bence.


Honda bunu daha guclu yapamaz miydi?
Honda bunu daha buyuk hacimde yapamaz miydi?
"Hem hacmi buyuk olsun, hem 150+ Hp olsun, hem de "en (!?)" olsun" dememisler. Guzelligi burada bence, tevazu var!

Sibumi'yi bilir misiniz?

Bence bu motoru ve mantigini guzel anlatan bir felsefe...

"olagan gorunum altinda yatan gizli ustunluk...
o kadar dogru bir soz ki, cesaretle soylenmesine gerek yok...
o kadar dokunakli bir olay ki, guzel olmasina gerek yok...
o kadar gercek ki, sahici olmasina gerek yok...
bilgiden cok anlayis...
ifade dolu bir sessizlik...
kendini kanitlama geregi duymayan alcakgonulluluk...
zarif bir basitlik...
buyuk bir ruhsal rahatlik ama pasiflik degil...
hakimiyet pesinde olmayan otorite...
elde edilemeyen ancak kesfedilen...
bilgilerden gecip basitlige varmis..."

Detay ve foto kaynagi mcnnews

14 Temmuz 2015 Salı

Aleko - Bistritsa, 12.07.2015

Yeni bir bisiklet edindim.

Amacima ve butceme uygun, XC yapisindan ve ozellikler acisindan epey yuklu birsey...


Ufak tefek ayarlari yaptiktan sonra, ilk surus olarak Sofya'da Vitosha Dagi uzerindeki Aleko Dag Evi'nden asagi, Bistritsa Koyu'ne dogru inmek istedim.

Vitosha uzerinde pek cok bisiklet rotasi ve yuruyus patikalari var. Uzunluk ve zorluk acisindan hangisini sececegime karar vermek zor olmadi aslinda ama bunun pek de dogru olmadigini sonra gorecektim. "Ilk surus kisa ve yokus asagi olsun cok yormasin" diye dusunmustum cunku.

Derken, Alman Lidl marketlerinin guzel bir hizmeti olan servis otobusune bindim.




Bir saatlik yolculuk ardindan otobusten indim ve sectigim rotaya dogru yoneldim.



Onceleri, gerek bindigim servis ve gerekse butun dag bisikletli ve yuruyuscu doluyken, girdigim patikanin oldukca issiz ve bozuk zeminli olmasi bir soru isareti olusturmadi degil. "Bir sure sonra acilir, duzelir herhalde" diye dusundum.


Devam ettikce cok guzel yerlere geldim elbette, nefisti.





Derken, bir sure sonra bu guzel cevreye cok bakamaz, patikayi bile goremez oldum. Benim boyumdaki otlar patikayi kapatmis, gormeyi takip etmeyi zorlastirmisti. Ama asil problem de bu degildi toplamda 40'a yakin yerde devrilen cam agaclariyla patika kesilmisti. Bisikleti sirtlanmak veya agacin altindan gecirmek zorunda kaldim. Surus yalan oldu yani.





Burasi bir milli park oldugundan hicbir sekilde agac kesilemiyor. Sonra yol biraz acilir gibi oldu.



Tam keyif almaya basliyordum ki... Bir kucuk kanal uzerinden sicradim, arka tekeri diger yanda tasa caktim ve:





Anladigim/ogrendigim konular;
- Butun dag bisikletci doluyken neden ben burada yalnizim?
- Kendinden yapisan yama kullanmakla vaktini ve eforunu araya vermeyeceksin
- Yeni bisiklet cazir cuzur nasil cizilir

Sonuc, herseye ragmen keyifli ve guzeldi. Evden-eve toplam 35 km nin  cok buyuk kismini yokus asagi yaptigimdan hic yorucu olmadi. Tabi bisikleti indir kaldi yaptigim kisimlarin haybeye enerji sarfiyatini saymazsak...

10 Temmuz 2015 Cuma

İNSAN TÜRÜNÜN TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK HATA

Kaynak, adilhan.com

Orjinali

İnsan Türünün Tarihindeki En Büyük Hata
(The Worst Mistake In The History Of The Human Race)

Bilim, kendimiz hakkında sahip olduğumuz abartılı imajda tarih boyunca pek çok kez dramatik boyutta değişikliklere sebep oldu. Astronomi gösterdi ki dünyamız evrenin merkezi değil, aksine milyarlarca gök cisminden sadece bir tanesi. Biyolojiden öğrendik ki bedenimiz bu haliyle bir anda (damdan düşer gibi) yaratılmadı, milyonlarca tür ile birlikte evrimleşen canlı türlerinden sadece birisiydi. Şimdiyse arkeoloji bir kutsal inanışı daha yıkıyor: İnsanlığın son milyon yıllık tarihinin uzun bir ilerleme hikayesi olduğu inanışı. Özellikle de son bulgular, aslında daha iyi bir hayata ulaşmamızı amaçlayan tarıma geçiş kararımızın, bizi asla kurtulamadığımız  bir felakete sürüklediğini gösteriyor. Tarım ile birlikte varlığımızı lanetleyen büyük sosyal eşitsizlik, cinsiyet eşitsizliği, hastalıklar ve despotizmle tanıştık.


İlk başta bu yenilikçi yorumun karşısında olan kanıtlar günümüzde reddedilemez gibi görünebilir. Neredeyse her alanda orta çağ insanlarından daha ilerideyiz, onlar mağara adamlarından daha ilerideydi, mağara adamları da insansı primatlardan. Sadece avantajlarımıza bakalım. Tarihteki en çeşitli ve bol gıda kaynaklarına sahibiz, en iyi aletler ve malzeme bizim, çok daha uzun süre yaşıyoruz. Çoğumuz açlık ya da yırtıcı hayvan gibi tehlikelerden uzak. Enerjimizi petrol ve makinelerden sağlıyoruz, terleyerek değil. Günümüzde herhangi bir teknoloji karşıtı bile hayatını bir mağara adamı, orta çağ köylüsü ya da insansı maymun ile değişir miydi?
Geçmişimizin büyük kısmında avcılık ve toplayıcılık ile geçiniyorduk: Vahşi hayvanları avlıyor ve yabani meyve – sebzeleri topluyorduk. Filozofların geleneksel olarak nahoş, kaba ve kısa bir hayat olarak gördükleri bir hayat türü. Bu görüşe göre aç kalmamak için her gün nefes almaksızın yeni bir mücadele başlıyordu, çünkü  hiç bir besin yetiştirilmiyor ve çok azı saklanabiliyordu. Bu ‘zavallı’ durumdan kaçışımız sadece 10 bin yıl önce mümkün olmuştu, dünyanın değişik kısımlarında bitkiler ve hayvanlar evcilleştirilmeye başladığında. Tarım devrimi günümüze kadar geldi ve sadece az sayıda avcı & toplayıcı kabile kaldı.

Benim de yetiştiğim ilerlemeci (progressivist) bakış açısından bakıldığında “Neden avcı toplayıcı atalarımızın tamamına yakını tarıma geçiş yaptı?” sorusu saçma bir soru olarak gözükür. Elbette tarımı benimseyeceklerdi çünkü tarım, daha az emekle daha çok besin elde etmeyi sağlamanın verimli bir yoluydu. Ekilmiş tohumlar aynı boyutlardaki bir arazide dağınık olarak bulunan yabani kökler ve yemişlerden çok daha fazla mahsül veriyordu. Yemiş aramaktan ya da yabani hayvanları kovalamaktan yorgun düşmüş bir avcı toplayıcı topluluk hayal edin, bunların bir tarlayı ya da otlaktaki bir evcil koyun sürüsünü gördüğünde tarımın avantajlarını anlaması kaç milisaniye sürerdi?

Hatta ilerlemeci görüş, bir kaç bin yıl önce sanatın ortaya çıkmasını da tarımın faydalarından biri olarak anlatacak kadar ileriye gider. Mahsüller saklanabildiği için, ve bir meyveyi bahçeden toplamak yabanda aramaya göre daha az vakit aldığı için tarım bize avcı toplayıcıların asla sahip olmadığı boş zamanları vermişti bu görüşe göre. Böylece Parthenon’u inşa etmemizi ve B-Minör Ayin’i bestelememizi sağlayan tarımdı.
İlerlemeci görüş gerçekten iddialı gözükse de, ispatı aslında gerçekten zor. 10 bin yıl önce insanların hayatlarının avcı toplayıcılığı bırakıp tarıma geçerek iyileştiğini nasıl ispat edeceksiniz? Yakın zamanda, arkeologlar ilerlemeci görüşe (şaşırtıcı şekilde) hiç de uymayan sonuçlara dolaylı testler sonucunda ulaşmaya başladı. Dolaylı testlere bir örnek: Yirminci yüzyıl avcı toplayıcıları gerçekten de günümüz çiftçilerine göre daha mı kötü durumda? Örneğin dünyanın değişik bölgelerine yayılmış düzinelerce -sözde ilkel- gruplardan biri olan Kalahari Çalı adamları (Bushmen) hayatını bu şekilde devam ettirmekte. Gerçek öyle ki bunlar çiftçi çağdaşlarına göre çok daha fazla boş vakte sahipler, çok daha iyi uyuyabiliyorlar ve çiftçilikle geçinen komşularından çok daha az çalışıyorlar. Örneğin yemek edinmek için harcanan süre Çalı adamları için haftada 12 ila 19 saat,  Tanzanya’daki Hadza göçebe grubu için de 14 saatin altında. Bir Çalı adamına neden komşu kabile gibi tarım yapmadıkları sorulduğunda cevabı şu olmuştu: “Neden tarımla uğraşalım ki? Dünyada bu kadar çok mongongo cevizi varken.”

Çiftçiler pirinç ve patates gibi yüksek karbohidrat içeren besinlere yoğunlaşırken, günümüz avcı toplayıcılarının yabani meyve-sebze ve hayvani gıdalardan oluşan diyeti çok daha fazla protein ve çok daha dengeli bir besin karması oluşturmakta. Bir çalışmada Çalı adamlarının günlük besin alımında 2140 kalori ve 93 gram protein bulunduğu ortaya çıktı. Bu miktar onların beden ağırlığına göre önerilenden de daha fazlaydı. 75 türün üzerinde yabancı bitkiyle beslenebilen Çalı adamlarının, 1840 patates kıtlığında binlercesi hayatını kaybeden (tek bir gıdaya bağlı yaşadığı için, ç.n.) İrlandalı çiftçiler gibi açlığa mahkum olarak ölebileceklerini düşünmek neredeyse imkansız.
Sonuç olarak en azından hayatta kalan avcı toplayıcıların yaşamı hiç de nahoş ve tatsız değil, üstelik çiftçi komşularının onları en kötü topraklara sürmüş olmasına rağmen. Ancak günümüzün avcı toplayıcıları son binlerce yıldır çiftçi komşularıyla omuz omuza yaşadıkları için bize tarım öncesi gerçek koşullar hakkında sağlıklı bilgi veremez. İlerlemeci görüş uzak geçmiş hakkında kesin bir yargıda bulunuyor: “Tarıma geçtikten sonra ilkel insanların yaşam koşulları da iyileşti.” Arkeologlar bu geçişin tam olarak ne zaman olduğunu tarih öncesi atık alanlarındaki bitki kalıntılarını yabani olanlar ve yetiştirilmiş olanlar şeklinde ayrıştırarak tespit edebiliyor.

Tarih öncesi çöpleri üretenlerin sağlık durumu nasıl tahmin edilebilir, ve böylece ilerlemeci görüş doğrudan sınanabilir?  Bu soru ancak geçtiğimiz yıllarda yanıtlanabilir hale geldi. Paleopatoloji adlı bilim dalı sayesinde. Bu bilim dalı tarih öncesi beden kalıntılarındaki hastalık belirtilerini inceliyor.
Bazı şanslı durumlarda, paleopatologlar neredeyse günümüzdeki bir patolog kadar çalışma malzemesine sahip olabiliyor. Örneğin, arkeologlar Şili çöllerinde sağlık durumları otopsiyle belirlenebilecek kadar iyi durumda mumyalaşmış bedenler buldu (Discover, Ekim 1987). Ve Nevada’nın nemden uzak mağaralarında yaşamış Amerikan yerlilerinin atıkları bağırsak kurtlarının ve diğer parazitlerin tespitini mümkün kılacak kadar iyi durumdaydı.

Çoğunlukla yapılacak bir çalışma için tek kalıntı insanların iskeleti olur, ancak iskeletlerden de şaşırtıcı miktarda çıkarım yapılabilir. Öncelikle bir iskeletten sahibinin cinsiyeti, ağırlığı ve yaklaşık yaşı anlaşılabilir. Pek çok iskeletin bir arada bulunduğu ender durumlardaysa, hayat sigortası şirketlerinin yaptığı gibi yaşa bağlı ölüm riski tabloları hazırlanabilir. Paleopatologlar değişik yaşlardaki iskeletlere bakarak büyüme oranlarını hesaplayabilir, diş minesi hasarları için dişleri inceleyebilir (çocukluktaki beslenme bozukluğu göstergesi), anemi yüzünden kemiklerde kalan izlere bakabilir, tüberküloz ya da diğer hastalıkları tespit edebilir.
Paleopatologların iskeletlerden elde ettiği çıkarımlar arasında tarih boyunca insan boyundaki değişim öne çıkmakta. Yunanistan ve Türkiye’de buzul çağının sonlarından kalan iskeletlere bakıldığında erkekler için ortalama uzunluk cömert bir rakam olan 1,75 m ve kadınlar için de 1,65 m idi. Tarıma geçişle birlikte boylar dramatik şekilde kısaldı; M.Ö. 3000’e gelindiğinde erkekler için ortalama 1,60 m ve kadınlar için 1,52 m. Klasik dönemde boy uzunluğu hafif derecede arttı, ama günümüzde Yunanlılar ve Türkler hala uzak geçmişteki atalarının ortalama boy uzunluğuna erişmiş değil.
Paleopatolojinin diğer bulgularından birisi de Ohio ve Illinois nehir vadilerindeki Amerikan yerlisi iskeletlerinden elde edildi. Dickson Mounds adı verilen yerde arkeologlar yoğun darı tarımının sağlık durumuna etkisini gözleyebilecekleri M.S. 1150 civarından kalma 800’den fazla iskelete ulaştılar. Massachusetts Üniversitesi’nden George Armelagos ve meslektaşlarının çalışmaları bu erken tarımcıların yeni hayat tarzlarından dolayı ciddi bir bedel ödediklerini ortaya koydu. Kendilerinden önceki avcı toplayıcılarla kıyaslandığında gıda eksikliğinden kaynaklanan diş minesi hasarları %50, demir eksikliği kaynaklı anemi 4 kat, mikrobik hastalık nedenli kemik lezyonları 3 kat daha fazla gözleniyordu. Ayrıca ağır fiziksel çalışma kaynaklı omurga hasarları da yine sadece bu grupta gözleniyordu. Tarım öncesi toplumda ortalama yaş beklentisi 26 iken tarım sonrasında bu 19 yaşa iniyordu. Yani dengesiz ve yetersiz beslenme ile tarım kaynaklı mikrobik hastalıklar bu grubun hayatta kalmasını zorlaştırıyordu.

Kanıtlara bakıldığında bu Amerikan yerlisi gruplarının tarıma geçişi bir tercihten çok zorunluluktu. Çünkü sayıları hızlı bir şekilde artıyordu ve bu nüfusu doyurmak gerekiyordu. “Çoğu avcı toplayıcının mecbur kalıncaya kadar tarıma geçtiğini düşünmüyorum. Geçtiklerinde de miktarı kaliteye tercih ettiler.” diyor Tarımın Kökeninde Paleopatoloji adlı kitabı Armelagos ile birlikte yazan Mark Cohen: “10 yıl önce bu iddiamı pek kimse desteklemiyordu. Ama şimdi genel kabul gören, ve tartışma yaratan bir fikir haline geldi.”
Tarımın sağlığa kötü etki yaptığını anlatan en az üç grup neden var. İlk olarak, avcı toplayıcılar çok çeşitli beslenirken, erken dönem tarımcılar az sayıda nişastalı ekin türüyle idare ediyordu. Tarımcılar beslenmedeki kalite düşüşü karşılığında daha ucuz kaloriler elde ettiler (Bugün sadece 3 karbohidrat bazlı gıda — buğday, pirinç ve mısır — insan türünün kalori alımının büyük çoğunluğunu oluşturuyor ve üçü de yaşam için gerekli vitamin ya da amino asitler bakımından yetersiz). İki, tarımcılar az sayıda ekin türü ektiği için ekinlerden birisinde sorun çıkması durumunda açlık riskiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Son olarak, tarım giderek daha kalabalıklaşan yerleşimleri teşvik ediyordu ve komşu yerleşimler arasındaki ticaret nedeniyle parazitler ve bulaşıcı hastalıklar yayılıyordu. Nüfus dağınık ve hareketli halde olduğunda salgınlar tutunamıyordu. Tüberküloz ve ishal tarımla birlikte yaygınlaştı, kızamık ve veba gibi salgınlar ise büyük şehirler ile birlikte.
Beslenme bozukluğu, açlık ve salgınlar dışında, tarım insanlık üzerine başka bir lanet daha getirdi: derin sınıf ayrımları. Avcı toplayıcılar yiyecek stoklamıyordu ya da çok az stokluyordu, konsantre besin yetiştirebilecekleri tarla ya da sürülere sahip değillerdi: günlük olarak avladıkları hayvanlara ya da topladıkları yabani besinlerle hayatlarını sürdürüyorlardı. İşte tam da bu yüzden sırtını diğerlerlerinden elde edilen bol miktarda besine dayayarak semirmiş kralları ya da sosyal parazitleri yoktu. Yalnızca tarımcı bir toplumda hastalıktan kırılan hasatçı kitlelerin sırtından geçinen sağlıklı ve hiç birşey üretmeyen elitler oluşabilirdi. Antik Yunan’daki Mycenae’de bulunan M.Ö. 1500 yılından kalma kemiklere bakıldığında, kraliyet mensuplarının sıradan halka göre daha sağlıklı ve daha iri yapılı oldukları gözleniyordu. Örneğin dişlerinde ortalama 6 çürük yerine 1 çürük bulunuyordu. Şili’de de benzer şekilde elitlerin iskeletleri sadece üzerlerindeki takılardan değil, kemiklerinde 4’te 1 oranında daha az lezyon görülmesiyle ayrışıyordu.

Beslenme ve sağlık durumu arasındaki benzer karşıtlıklar bugün küresel ölçekte gözleniyor. ABD gibi zengin ülkelerdeki insanlara avcı toplayıcılığın erdemlerini övmek gülünç olabilir. Fakat Amerikalılar da elittir, kötü sağlık koşullarına sahip zayıf beslenme düzeyindeki ülkelerden elde edilen petrol ve minerallere dayandığı için. Etyopya’da bir tarla işçisi olmakla Kalahari’de sağlıklı bir avcı toplayıcı olmak arasında seçim yapmak gerekse hangisi seçilirdi?

Tarım cinsiyetler arasındaki eşitsizliği de körüklemiş olabilir. Göçebe hayattaki bebeğini taşıma zorunluluğu da ortada kalmadığı için, tarlada daha fazla ele ihtiyaç olduğundan avcı toplayıcı hemcinslerine göre çok daha fazla doğum yapan tarım kadınının bu nedenle sağlığı da çok daha kötüleşiyordu. Örneğin yine Şili’deki mumyalarda kemik lezyonları kadın iskeletlerinde çok daha fazla görülüyordu.
Tarım toplumlarında sıklıkla kadın eziyet nesnesi olmuştur. Günümüzün Yeni Gine tarım toplumunda çoğu zaman kadınlar ağır meyve-sebze ve odun yükleri altında ezilirken erkekler elleri boş gezerler. Yeni Gine’de kuş gözlemi için bulunduğum bir sırada köylülere bazı yükleri havaalanından kampıma taşımaları için ödeme yapmayı önermiştim. Ağır pirinç çuvallarının bulunduğu erzağı öncelikle erkeklere dağıttık. Kampa ulaştıklarında en hafif yükleri erkekler taşırken en ağırlarını zorlukla kadınlar taşıyordu.

Sanatın oluşmasında boş vaktimiz olmasını sağladığı için tarımın etkisi olduğu iddiasına gelince, günümüzdeki avcı toplayıcılar en az tarımcılar kadar çok boş zamana sahipler. Boş vaktin bu kadar vurgulanmasının yanlış yönlendirici olduğunu düşünüyorum. Eğer isteselerdi, gorillerin kendi Parthenon’larını inşa edecek kadar boş vakitleri vardı. Tarım sonrası teknolojik gelişmeler yeni sanat türlerini ve eserleri saklama yöntemlerini ortaya çıkarmış olsa da, 15.000 yıl önce de avcı toplayıcılar tarafından muhteşem sanat eserleri üretiliyordu. Son yüz yılda bile Inuitler ve Kuzeybatı Amerikan yerlileri tarafından çok değerli sanat eserleri ortaya konulmaktaydı.
Böylece tarımın ilerlemesiyle elitler çok daha iyi duruma geldi, ama insanlığın büyük kısmının koşulları daha da kötüleşti. İlerlemeci görüşün iddia ettiği üzere tarımı bizim için iyi olduğundan dolayı benimsediğimizi kabul etmek yerine, yan etkilerine rağmen nasıl onun tuzağına düştüğümüzü sormamız gerekiyor.

Yanıtlardan biri “Güçlü olan haklıdır” deyişinin özüne iniyor. Tarım avcı toplayıcılığa göre çok daha fazla insanın yaşamasını destekleyebiliyor, daha düşük bir hayat kalitesinde olsa da. Avcı toplayıcıların ortalama nüfus yoğunluğu 10 mil karede 1 kişi iken, tarımcı topluluklarda bu rakam 100 katına ulaşıyor. Kısmen bunun nedeni bir ekili alanın aynı miktarda ormana göre çok daha fazla kişiyi besleyebilmesi. Ve kısmen, çünkü avcı toplayıcıların çocukları büyümeden yeni çocuk yapmaları imkansız. Tarımcı kadınların ise böyle bir kısıtlaması yok, iki yılda bir doğurabilirler.

Buzul çağının sonlarına doğru avcı toplayıcıların nüfusları arttıkça bir karar noktasına geldiler, ya tarımı seçerek büyüyen nüfusu besleyeceklerdi, ya da nüfus artışını bir şekilde sınırlandıracaklardı. Bazı gruplar lanetli etkilerini tahmin edemeden ilk çözümü seçti, yiyecek bollaşmasındaki geçici refah artışı tarafından baştan çıkarıldılar, ta ki nüfusları besin üretimiyle birlikte hızla artana kadar. Bunlar çok fazla ürediler ve bir süre sonra yollarına çıkan avcı toplayıcı kalmayı tercih eden grupları ya sürdüler ya da öldürdüler. Çünkü ne kadar kötü beslenmiş olsa da 100 tarımcı 1 sağlıklı avcı toplayıcıyı yenebilirdi. Avcı toplayıcıların hepsi hayat tarzlarını bıraktı denemez, ama tarımcıların istemedikleri arazilere kadar sürüldüler.

Tam bu noktada genel bir şikayeti hatırlamak gerekir; arkeolojinin bir lüks olduğu, uzak geçmişle ilgilendiği ve bugün için hiç bir ders çıkarmadığı şikayeti. Tarımın yükseliş dönemi üzerine çalışan arkeologlar insanlık tarihindeki en büyük hatayı yaptığımız kritik dönemi yeniden inşa ettiler. Ya nüfus artışını sınırlayacaktık, ya da tarım yaparak besin üretimini arttıracaktık. İkinci yolu seçtik; açlık, savaş ve despotizmle son bulduk.

Avcı toplayıcılar insanlık tarihindeki en uzun süreli ve en başarılı hayat tarzını sürdürdü. Şu anda aksine, tarımın bizi sürüklediği karmaşık sorunlarla uğraşıyoruz ve bunları çözeceğimiz meçhul. Benim dünyayı ziyaret eden bir uzaylı olduğumu ve arkadaşlarıma insanlık tarihini anlattığımı düşünün. Her bir saatin 100 bin yılı temsil ettiği 24 saatlik bir gün ile anlatıyorum. İnsanlık tarihi 24 saat önce geceyarısı başladı ve şu anda bir günün sonundayız. Neredeyse bütün günü avcı toplayıcı olarak yaşadık, ve tam saat 23.54’te tarım yapmaya başladık. İkinci geceyarımız yaklaştığında, kıtlıktan kurtulamayan köylülerin yoklukları hepimizi yutacak mı? Yoksa kendini bizden saklayan tarımın gösterişli yüzünün arkasındaki baştan çıkarıcı kutsal meyvelerini bir şekilde elde edecek miyiz?

30 Ocak 2015 Cuma

Temiz cevre, temiz gelecek, elektrikli tasitlar.




 

Petrole bagimli hayatimiz icin "neden boyle oldu, kim boyle olmasini istiyor" gibi sorulara verilecek pekcok cevap var elbette. Nitelikli komplo teorileri kurulabilir, konu hakkında fazlasıyla hikaye anlatılabilir.

Ancak ben biraz daha net, bizi ve kendi ulkemizi ilgilendiren acidan bakabilmek ve bir kez daha muthis bir ornek davranis gosteren Norvec'ten bahsedebilmek istiyorum.

Biliyorsunuz Norvec cok pahali bir ulke. Hatta oyle ki, orada yasayan bazi Norvec'li arkadaslarim yiyecek alisverisi icin Isvec'e otomobille gidiyor, araci doldurup geri donuyorlardi. Aslinda vatandasi gecim sikintisi cekmiyor olsa, kazanci dunyanin geri kalani ile kiyaslandiginda cok yuksek gorunse, istedigi yere gidip rahatca tatil yapabiliyor olsa da, vergileri cok yuksek durumda olsa da Norvec medeni yasam, bunun gerekleri ve yasanabilir bir dunyaya hizmet etmek/ulasmak adina uzerine dusenden fazlasini her zaman yapmaktaydi.

Yine yapti!

Vergilerin boylesine yuksek, ornegin buyuk motosiklet almanin bile cok zor oldugu bu ulkede cevreci yaklasim adina Norvec hukumeti oyle bir adim atti ki, kesinlikle takdire sayan, kesinlikle sapka cikarmayi hak ediyor.

Elektrikli otomobiller icin "her turlu yuku" kaldirdi!

Mesela Tesla. Norvec icin bile oldukca pahali bir otomobil. Turkiye'de bile fiyati 140-150 bin Euro'larda geziniyor, -hos, bu Turk insani icin nedir ki?-.


Vergisi yok, muayenesi yok, sarj ucreti yok, otoban parasi yok, park ucreti yok, otobus seridine bile girse ceza yok!!!

Bunun anlami nedir?

"Evet 692 hp'lik pahali bir otomobile biniyorsun, egzoz gazi salmiyorsun! O halde gelecege, bugune ve insanliga hizmet ediyorsun. O halde ben de devlet olarak sana bunlari veriyorum cunku benim de istedigim ve hedefledigim sey bu. Hep destekleyecegim, biliyorum cok daha fazla insan kisa zamanda elektirige donecek, burasi daha da guzel ve yasanabilir bir yer olacak."

Ne hos degil mi?

 

Ben de uzun suredir, hic olmazsa sehir ici kullanimi icin bir elektrikli otomobil istiyorum. Hybrid'inden, tamamen elektriklisine kadar modelleri elimden geldigince incelemeye calisiyorum. En buyuk amacim ekonomi falan degil aslinda, gunluk kullanimimda havayi dumanla, cevreyi sesle kirletmedigimi bilmek, memnun olmak.




Trafik sessizlessin, gokyuzu temizlensin!

Bizim bugun, 21. yuzyılda yarim aklimizla konustugumuz tum bu detaylarin fazlasini, benim kisisel kahramanim cok once gormustu, elektrigi ve veri tasimayi, insanliga tamamen ucretsiz acabilecegini biliyordu. Nikola Tesla.

21 Ocak 2015 Çarşamba

BMW 1100 GS 1996 Bakım - 2010


Bir sure once, motorumu satip daha yuksek modelli, daha dusuk km'li baska bir yagkafa alma niyetinde idim.
Zira hic "gormeden" ve modeli de tanimadan, 1 yil kadar once alma gafletinde bulundugum motorum, fiyat kalite oranina bakilinca bana "ittirilmis" durumdaydi.Baska bircok probeleme ek olarak, M97 oncesi sanzimanin kronik problemi, tasarim hatasi disli grubu benim motorda kendini gostermis ve her geciste ucuncu viteste bir vuruntu olusmakta idi. Motoru satan kisiyi arayip sordugumda, "yooo, ben de oyle birsey hic yoktu" Surprise, "zaten bu saftli motor, o kadar olur" Angry gibi soylemlerle karsilasmistim. Zaten motoru piyasa fiyatinda alip, uzerine lastik, aku, fren balatasi vs masrafi yapmak zorunda kalmistim.
Motoru aldiktan sonra 10.000 km den fazla yol yaptim. Artik yagkafalarin dilinden anliyorum. Karsilikli iyi anlasiyoruz. Sifir km bir yagkafa alsam muhtemelen milyon km problemsiz binerim. Makinalarla duygusal bag kurmuyorum, kız isimleri vermiyorum. Ama muthis bir enerji bagi oldugunu dusunuyorum.
Motoru satmaya niyetlendigim donemde da karsima cikan durumlar, beni motorumu satmaktan tamamen vazgecirdi. Bakimlarini tamamen kendim yapip, daha uzun yillar binmek niyetindeyim. Bilmiyorum, belki ilerde bir 1150 GSA dusunurum ama bu ilk goz agrim, yagkafalarin hasi 1100 GS her zaman elimin altinda duracak Okkk
Is, guc ve hayat nediyle biraz zamana yayilmak zorunda kalsa da, cikardigim isi buradan da paylasmak ve ihtiyac sahiplerine kaynak olusturmak istiyorum. Niyetim temelde, debriyaji degistirmek ve sanzimani elden gecirmek.
Haydi baslayalim...

Once yavruyu bir guzel yikiyoruz ki, ne is yaptigimizi gorelim...




Guzeeel....


Herseyden once on tekeri orta sehpaya baglayarak sabitliyoruz ki, ileriki asamalarda bir kazaya meydan vermeyelim.


Depoyu sokuyoruz.



Kelebek govdelerini sokmek beni epey ugrastiriyor. Govdenin arka tarafindaki plastik boru, geriye cekilerek hava kutusunun icine itilmek zorunda ancak cok uzun zamandir acilmamis bu parcalar birbirine neredeyse yapismis. Biraz WD40 ile ugrasiyor ve parcalari geri cekip, kelebek govdelerini sokuyorum.



Sag,



Ve sol,



Egzost ucuyor...



Mars motorunu sokuyorum



Disler falan gayet iyi durumda, ama burada biraz yag goruyorum. Cok nadir, 5000 km de toplam 2 kez de olsa, debriyajin kacirma sebebi buyuk ihtimalle bu.


Evet, orada da biraz yag var.



FD yagini bosaltiyorum. Ilk gunku gibi gorunuyor. (yaklasik 6000 km once degistirmistik) Soktugumde umarim iyi bir manzara ile karsilacasagim. Ve bir datay daha. FD'nizi soktugunuzde, yagi bosaltmis bile olsaniz, uniteyi yan sekilde muhafaza etmeyin, dik tutun. Bu daha sonra "sucking effect", emme efekti denen bir seye sebep olup, motoru toplayip surdugunuzde disariya yag atmaya sebep olabiliyormus. Sebebini pek anlayamadim ben.



Sanziman yagini da bosaltiyorum. Onu da FD ile birlikte degistirmistim ama durumu FD yagi ile ayni sekilde iyi gorunmuyor. Bu da sanzimani elden gecirme niyetimin sebebi muhtemelen.



Asagidaki fotoda alttaki yag FD'den cikan, yeni bosalan ise sanzimandan :? Asinma var sanirim...



Bu da sanziman yag bosaltim tapasi. Cok oyle, talas seklinde degil ama kalin gres kivaminda biraz metal tortusu toplamis miknatis...



Ne demistik, atik yaglarimizi atmiyor, bir guzel bidonluyor ve sanayiye goturuyoruz. 



Arka tekeri aliyorum





Arka amortisor.. Inceleyemedim ama iyi gorunuyor...





Burada, sanziman ve debriyaj kolunun baglandigi yerde de (krank kecesi) biraz yag var.



Bunun icin, "eger terleme seklindeyse problem yok, damlatiyorsa degistirmek gerekir" diyorlar.



Ama ben buralari acmisken, o keceyi de degistirecegim tabii ki.

 

Arka ana sasiyi kaldirabilmek icin yapilmasi gerekenler biraz tedirgin edici.

Motronic'i sokuyorsunuz.






ABS unitesinin soketini ve baglanti vidalarini sokuyorsunuz.



Sebep?

Inanilir gibi degil!!! :evil: :evil: :evil: :evil:

Sasiyi kaldirabilmek icin, aku yuvasini ve hava filtre kutusunu sokmeniz gerekiyor. Hadi tamam diyelim, bunlari sokecegiz. Ama neden aku yuvasinin yarisi ABS unitesinin altina uzanir. Ondeki iki vidayi sokuyorsunuz kalan ikisi ABS unitesinin altinda. Unitenin borulari metal. Vidalara ulasmak icin uniteyi yukari kaldirmaniz gerekiyor ama metal borulardan dolayi yukselmiyor tabi.

Dusundum, dusundum... Hicbir mantigi ve anlami yok!

O iki vidayi sokmek 1,5 saatimi aldi!!! :evil: :evil: :evil:

Toplarken de yerine takmayacagim. Hic gerek yok. Ne kendimi uzecek ve ugrastiracagim ne de zaten hirpalamak zorunda kaldigim ABS unitesini daha fazla rahatsiz edecegim. Zihnim biraz rahatlarsa da bunu mutlaka BMW'ye yazacagim. Oyle Borusan'a falan degil, direkt Almanya'ya :evil: :evil: :evil:

Parca bu



Sag elimda gorunen kisim, Motronic'in sabitlendigi kollar ve sol elimdeki de aku yuvasi.

Neden tek parca?

Motor servis edilirken, bu sasi kalkacak ve bunun icin de aku yuvasi sokulecekse, ABS yerinde kalirken, neden bu parcanin uzantisi ABS'nin altina veriliyor? Hadi verildi neden oraya iki tane igrenc somun atiliyor? Yapilabilecek en zor sekil ve hicbir avantaji yok.

O civatalari tekrar monte etmeyecegim ve hicbirsey degismeyecek!

BMW muhendisligiymis! Peh, kulahima anlatsinlar!

Hava filtresi kutusunu sokun diyor Clymer ama ben biraz inceledim ve onu sokmemeye karar verdim. Cok efil efil serbest olmasa da debriyaj uzerinde calisabilecek kadar yer kaliyor sanirim.

Sonucta sasiyi kaldiriyorum. ;) 




Simdi sokume devam etmeden once bir kontrol yapiyorum.



Motor bu vaziyetteyken, paraleveri hafif kaldirip yatay olarak saga sola hareket ettirmeye calisiyorum. farkedilebilir bir bosluk olmamasi lazim. Saft kovanini, transmisyona baglayan vidalar dogru takildigi halde boyle bir bosluk var ise buradaki rulmanlarin degisimi gerekir. Surus halindeki belirtileri motorun hizlanirken bir yana, yavaslarken diger yana "cekmesi" seklinde olabilir.

Bu motorda oyle cok farkedilir bir bosluk yok sadece cok hafif bir "cit" sesi geliyor. Soktugumde kontrol edecek, gerekirse bu rulmanlari da degistirecegim.
----

Motorun altina yatiyor ve sanzimanin debriyaja baglandigi bolgeye bakiyorum. 



Asagidan yukariya, ucgen tarzi gelen ve birlesen yapinin hemen sag ve solunda iki adet kucuk delik goruyorum. Cok dikkatli bakinca iceride debriyaj gorunuyor?

Bu nedir sizce? Normal midir?



Birinci gunun sonu :P 







 Bu haftasonu FD, saft kovani ve sanzimani ayirmak niyetinde idim.

Ama kicimizi gezdirmekten firsat kalmadi. Sadece pazar aksami motronic unitesi ve arka amortisoru temizledim. Amortisorun gerekli incelemesini yaptim.

Bildiginiz gibi amortisorlerimizde, kendimiz degistirip/tamir edebilecegimiz sadece BIR urun grubu var. O da amortisoru ve ayar kolonunu motora sabitledigimiz civatalar :mrgreen:

Once;







Temizledikten sonra;





Incelerken nelere bakacagiz?

Yukaridan asagiya dogru, sabitleme deliginde herhangi bir deformasyon, kirik, catlak..Takarken bu bolgeyi gresleyecegiz. Tek bakim bu :cry:

Yayda herhangi bir deformasyon, catlak veya problem.

Ana saftta yag dokuntusu, egrilik.

Saft alt kismindaki plastik corapta herhangi bir problem.

Yani sozun ozu, uniteyi bastan asaga, nahos hersey icin gozden geciriyoruz ve manuele gore en ufak seyde bile degistiriveriyoruz. :?

Hos, fiyatlardan dolayi bu "degistirivermek" herkes icin cok kolay olmuyor.

Bu yuzden ve amortisorun sagligi/omru icin cok da dogru bilinmeyen bazi seyleri burada duzeltmek istiyorum. Bildiginiz gibi amortisorlerimizin sertlik (tansiyon) ve yuksekligini ayarlayabiliyoruz.

Ancak genel kullanimdaki hata olarak, pekcok surucu amortisor yuksekligini sadece sele boyu icin bir "kolaylik" olarak dusunuyor ve bu yonde kullaniyor. Tansiyon ayari ise bazen hic bilinmiyor, bilinse de kullanilamiyor :o

Sonra da yanlis ayarlar ile, uzun süre agir baskilara maruz tutulan bu amortisorler biryerlede su koyveriyor. Masraf aciyor.

Yanlislari bir kenara birakayim ve dogrusunu yazayim;

Motorumuzun sol tarafindaki bu ayar butonu, amortisorun yuksekligini ayarlamamizi saglar.



Low (dusuk), Std (standart) ve High (Yuksek) seklinde asamalandirilmistir.



Yine sol taraftan bakinca, duz agizli tornavidaya uygun bir vida ve Soft - Hard ibarelerini goruruz.



Bu isin kitabi soyle der!

Sadece surucu, yuksuz: Tansiyor ayar vidasi SOFT olmali, yukseklik arzunuza bagli.
Surucu, yolcu, yuk: Tansiyon ayar vidasi HARD, yukseklik HIGH olmali.

Tansiyon ayar vidasi hicbir zaman arada olmamali, ya tam sag ya da tam sol pozisyonda tutulmalidir. Zaten ara diye birsey yok, vida yakin oldugu tarafin ayarini veriyor.

Amortisor yuksekligi manevra kabiliyeti ile (on amortisoru de hesaba katiniz) dogrudan orantilidir ancak agir yuk altinda secme sansiniz yoktur, yuksekte kullanilmalidir.

Tansiyon ayarini, "abi asfalt? arazi?" diye dusunenleriniz icin, amortisor tansiyonu zaten hesaplanmistir. Size oyle geliyor :mrgreen:

Amortisor tansiyonuzu ayarlarken kistas zemin yapisi degil, motor uzerindeki yuk olmalidir :!:
Amortisor yuksekliginizi ayarlarken, oncelik yuk miktarina verilmeli ondan sonra bacak boyu dusunulmelidir :!:

Motronic unitesini de temizleyelim... Malum cikmasi bile 300 $ Censored





 Akunun normal bakimina ek olarak, aku kutup baslarini egelemek ve uzerindeki olusan enteresan, gozle gorulmeyen katmani ayirmak gerekebilir. Ben bu yuzden bir keresinde yolda kalmis ve epey ugrasmistim. Sonra bir usta geldi, cakisiyla kutup baslarini kazidi, oraya sıkısan 15 lirayi cikartti ve motor calisti.





Paralever denge kolunu sokuyorum.



Ardindan final drive’in ic taraftaki kontra somunu (30 numara) gevsetiyor,

Resim

Ve alyan civatayi sokuyorum. 12 numara.

Resim

Normalde cıvata sabitleyici (Loctite 271, 2701, TL 72 vs ) ile sabitlenmis olmasi gereken cıvata, kaymak gibi kolaylikla geliyor. Ustelik vicik vicik da yag icinde…

Resim

Sagdaki civatayi da, epey bir ugrastan sonra sokuyorum.

Resim

Oradan da yag akiyor. Normalde saft kovaninin ici kemik gibi kuru olmalidir. Sanirim bu rulmalara surulen ama vasfini kaybetmis gres.

Resim

Final drive’i geriye dogru cekerek aliyorum.

Resim

Resim

Ardindan saft kovaninin ic taraftaki kontra somunu ve civatasini aliyor, sonra da sag taraftaki civatayi cikariyorum. Saft kovani da ayriliyor. Saft kovaninin ic taraftaki lastik korugu de kovanla birlikte geliyor.

Resim

Bir levye yardimiyla, nazik bir sekilde safti cikariyorum. (Cem'den online yardim aliyoruz ;) )

Resim

Disler mukemmel durumda.

Resim

Resim

Simdi, sanzimani alabilmek icin hazirlik yapiyor, 2 adet 10-11 cm uzunlugunda M8, bassiz civata hazirliyoruz. Biz bunlari bir gijondan kestik. Siz isterseniz, normal bir civatanin basini keserek de yapabilirsiniz. Kimileri bunu tornavida ile yerlestirebilmek icin basina iz de aciyor. Biz gerek gormedik. El ile yerlestirip, sikilastirdik biraz da pense ile devam ettik. Bu civatalarin amaci, sanzimani geriye dogru cekerken, dogrusal bir hat olusturmak ve priz direk milini egilmekten korumak.

Resim

Sanzimanin alt sagdaki vidasini cikarip (ben de zaten dusmustu ) bu civatalardan birini yerlestiriyoruz, ardindan da soldakini cikariyoruz.

Resim

Resim

Daha sonra soldaki iki civatayi gevsetiyor ve usttekine ikinci civatayi takiyoruz.

Resim

Resim

Bu noktada, sagdaki son iki civatayi gevsetmeden once, sanzimanin altini cok iyi bir sekilde, saglam bir malzemeyle destekliyoruz. Daha sonra dikkatli bir sekilde, sanzimani geriye dogru cekerek aliyoruz. Problemsiz sekilde, kolaylikla gelebilmesi lazim.

Ve sanzimanimizi cikariyoruz.


Resim

Yag priz direk mili boyunca yurumus ve debriyaja kadar ulasmis. Ustteki fotoda goruldugu gibi her yer yag icindeydi.

Ama iyi haber, priz direk mili dislilerinin ilk gunku gibi duruyor olmasiydi.  Zaten kullanirken de hic sikayetim yoktu.


Resim

Resim

Sanzimani simdilik bir kenara birakiyorum.

Resim

Iste debriyaj takimimiz… O da pek gostermiyor ama yagli.

Resim

Resim

Debriyaj balatasının dislileri de iyi durumda. Bu da priz direk milinin sorunsuz, minimum asinma ile calistigini gosteriyor.

Debriyaj takimini da ustunden soyle bir temizliyorum.


Resim

Resim

Kabaca aciklamak istersek, debriyaj takimi disaridan iceriye dogru, debriyaj kapagi, balata, baski, diyafram ve volandan olusuyor. Balatayi aralarinda muhafaza eden kapak ve baski arasinda cok onemli bir iliski sozkonusu. Bu iki parca da agirlik acisindan kendi iclerinde simetrik degiller ve montaj sirasinda dogru sekilde yerlestirilmek zorundalar. Yandan bakildiginda sari veya beyaz renkte birer isaret gorulecektir. Ben de bu isaret oldukca silikti ve fotoda gorununen mavi boya da bu amacla konulmustu. Kapak ve balatadaki bu isaretlerin birbirine 180 derece acida monte edilmesi gerekiyor. Bu noktada anlamadigim tek sey, bu isaretlerin neden daha kolay sekilde ust uste degilde 180 derece aci ile konuslandirildigi.

Eger bu ayarlama yapilmazsa motor toplandiktan sonra yuksek miktarda sarsinti/vuruntu olusacaktir ve bu yuksek maliyetli problemlere kadar gidebilir.

Garantiye alip, sokume girismeden once isaretliyorum.

Resim

Debriyaj takimini ve volani sokmek icin, BMW’nin urettigi bir parcayi sol tarafa, volan dislilerine gececek sekilde yerlestirerek volani sabitlemek ve civatalari sokerken donmesini engellemek gerekiyor. O ozel parca bizde tabiiki yok, onun yerine herkesin yaptigi gibi, volanin sagindaki delige tornavida sokarak o isi hallediyoruz.

Debriyaj kapagini tutan 6 vidayi, montaj sirasinda MUTLAKA degistireceksiniz, unutmayin!

Sokmeye basliyoruz ve debriyaj kapagi, balata ve baskiyi, hic bozmadan BIRLIKTE aliyoruz.

Resim

Ardindan diyafram geliyor.

Resim

Ozellikle volani tutan 5 cıvatanin baslari deforme olmaya cok musait. 12 yerine 6 kenarli lokma kullaniyoruz ve montaj sirasinda bu civatalari da MUTLAKA degistiriyoruz.

Bunlarin hepsini montaj sirasinda zaten yazacagiz..


Resim

Volani da aliyoruz.

Resim

Evet, debriyaj takimi disarida. Burasi da epey kirlenmis.

Resim

Ana kecenin altinda biraz yag gorunuyor ama bu yag oradan mi siziyor, yoksa sanzimandan gelen mi bilemedim. Degistirmek en dogrusu olacak.

Resim

Resim

Bolgeyi temizliyorum.

Resim

Temizlendikten sonra.

Resim

Resim

Debriyaj setini tasimadan once, kapak, balata ve baskiyi ziptie ile uc yerinden sabitliyorum.

Resim

Ve daha sonra, sabit kalacak yagli boya ile isaret koyuyorum.

Resim

Biraz dinlendikten sonra debriyaj setini parcalara ayiriyorum.

Debriyaj kapagi: Son derece iyi durumda, cizik, asinma yok.

Resim

Balata: Cok iyi durumda ama maalesef degistirmek zorundayiz. Bu tarz yaglanma durumlarinda, temizleyip, kurutup yerine taktiklarini soyleyenler var ama boyle bir risk almayacagim.

Resim

Resim

Kalinlik olcemedim ama percinlere olan uzaklik, balatanin durumunun ne kadar iyi oldugu hakkinda size fikir verebilir.

Resim

Baski: Son derece iyi durumda, cizik, asinma yok.

Resim

Resim

Diyafram da gayet guzel. Butun parcalari, balata da dahil olma uzere bir guzel temizliyorum.

Resim

Resim

Bu durumda debriyaj seti icin sadece orijinal SACHS balata siparis edecek ve yeni civatalar alacagim.


Ikinci gunun sonu….

Resim


Baskinin, icinden civatalarin gectigi hareketli ve esnek kismina, benim motorda ayni formatta ikise adet "sac parca" yapilmis.



Neden?
Daha once cakma balata kullanmislar. Bu balata haliyle kalin gelmis ve baski ile debriyaj kapagi arasindaki mesafeyi kurtarmak icin (artirmak) ek parca koymuslar. Boylece cakilan kalin balata ile yuzeyler arasinda, normalde olmasi gereken mesafe korunmus oluyor ve balata normal sekilde calisiyor.
Eeee, o zaman? :shock:
Vay ahlaksiz!!!
Motoru bana satarken, debriyaj "orjinaliyle" 2000 km once degisti demisti. :evil: Soyledigi bir suru sey gibi o da yalanmis. Hersey kabul edilebilirdi ama makul bir fiyata. Yeni lastik, fren balatasi, aku, muayene ve daha bir suru seyi yaptiracak olduktan sonra o paraya asla almazdim ben bu motoru. Buna ihtimal vermek istemedim, ama yukaridaki balata fotograflari ile motobins'teki su fotoyu karsilastirdigimizda, balata yuzeyinin farkli oldugunu goruyoruz.
http://www.motobins.co.uk/displayfinal.php?s=0&function=show&subs=277f&title=CLUTCH&model=R1100
Bu motoru alirken, saticiyla yaptigimiz konusmalar... Hic gormeden motoru alisim... "arada cok degerli insanlar var" nameleri... Musadenizle; "yaziklar olsun!" diyorum. Simdi, Yeni Sachs balatayi, bu saclari iptal ederek takacagim.

Sanziman, tamirat icin Istanbul'daki arkadasima gitmek uzere
Temizleniyor;

Paketleniyor;


 sanzimani aciyor. Bir guzel temizleyip, hava tabancasiyla kurutuyor.

En ince detaylarina kadar inceliyoruz. Neredeyse butun parcalar ilk gunku gibi duruyor. Priz direk, frezeli miller, bizi korkutan disliler vs hersey piril piril duruyor.

Disli gruplar da dagiliyor, hersey yolunda.
Sanizmandaki vuruntunun sebebini buluyoruz. Sistem icinde bulunan 3 hilalden 2 tanesi asinmis.


Arkadasimin aciklamasi; "Fotografta görünmüyor ama içinde çalıştığı kanala bastığı bölgede çok derin bir oyuk var ve Nurettinin şanzımanın vitese geçtikten sonra önce biraz kavrayıp sonra "traaak" diye bir daha kavraması ve ondan sonra tam bir geçişin olma sebebi bu hilalin itici yanağındaki derin aşınma. İttiği frezeli kayar dişlide 6 kare çıkıntı karşı dişliye yandan geçer. Bunların üçü uzun , üçü daha kısadır. Vitesi geçirdiğinizde , artık şansa , ya uzun üç tırnak yuvaya geçer , ya kısa üç tırnak. Aslında daha doğrusu şu , hepsi , altısı da geçer ama sadece üçü yaslanarak güç aktarır, diğer üçü yuvaların içinde , biraz geride , ancak ötekiler kurtulsa yaslanacak geniş bir aralıkla boşta durur.
Nurettinin şanzımanda olan şey şudur : kısa üç tırnak geçip , yaslanıp yükü bunlar aktardığı zamanlarda , yerine tam itilip oturmadıkları için , ve kısa olanlara denk geldiği için , bunlar da ucu ucuna oturabildikleri için bu kısa tırnaklar yerinden kurtulur ve Nurettin o traakk sesini duyduğu anda ise hemen arkadan görevi devralan diğer üç uzun tırnak yerine geçmiştir ve onların boyu daha uzun olduğu için yerine tam oturmasalar bile gücü taşımaya devam ederler.. Bu hilal , yani çok aşınan, yani fotografta ortada olan .. 3. ve 4. viteslerin geçişini yapar. "
Ve yorumu;
" Toplama sırasında çok kastırırsam herşeyi bi çuvala doldurup kargoyla Nurettine postalayacağımBig Smile
Parça arttırırsam "bunlar zaten lazım değil o kadar" şeklinde klasik bir söylem geliştireceğim..Crazy
Parça kaybolursa da "Nurettin , senin şanzımanda şu yokmuş , koymayı unutmuşlar da ondanmış" klasik söylemini kullanacağım coolll"


Hilalleri buluyoruz.
Acmisken sanziman icindeki rulmanlari ve tum keceleri de degistirecegiz haliyle. Plastik kapakli rulmanlar, bir taraflari acilmis sekilde;

Bu rulmanlarin biri haric (59'luk) hepsi en kaliteli markalardan olmak uzere, piyasada son derece uygun fiyatlara mevcut. 59 rulman da motobins'te var. Sanzimanini sifirlamak isteyen herkese tavsiye ederim! 7
Sanzimanin eksigi kalmadi, yakinda kapanacak! Debriyaj balatasi, krank kecesi ve diger ivir zivir da geldi... Devami yakinda!
Krank kecesini sokmek, basit gibi gorunse de, aslinda dikkat isteyen cetrefilli bir is. Cunku yerine sıkıca oturan bu keceyi sokmek isterken yuvasina zarar verilebilir ve eger bu gerceklesirse, buyuk bir problem yaratir
Keceyi soktukten sonra buldugum sonucu bastan yazayim. Zaman icinde kecenin derinliginde %33'luk bir azaltmaya gidilmis. Eski kecenin ebati 65x86x10 iken yeni kecen 65x85x7 seklinde. Bu da yeni kecenin, bir o kadar daha derine gitmesi anlamina geliyor. (sanirim)

Clymer, "dikkatlice sokun" diyor ama nasil olacagini anlatmamis. Tornavida ile biraz kurcaladiktan sonra kendimce basarili oldugunu dusundugum bir yol buluyorum.
Paylasayim;

Kece uzerindeki lastik kismi, fotodaki gibi maket bicagiyla kesiyor ve krank milini kavrayan kaucuk bolum ile kecenin metal kismini birbirinden ayiriyorum.

Boylece normalde oraya girmeyen tornavida icin bir aralik olusturuyorum.


Krank miline zara vermeyecek sekilde, once tornavida ile deforme edip, kanirtiyor, daha sonra da deforme olan bu parcadan pense ile tutarak cekiyorum.
Ve cikiyor..



Yeni keceyi cakmak icin, Ilyada ayni ebatta bir plastik parca yapacak. O hazir oluncaya kadar tozdan vs korumak icin, koli banti ile bolgeyi kapatiyorum.



 Haftasonuna kadar bekleyemedim. Dun aksam dar vakitte de olsa biraz calisabildim.

Krank kecesini, hic acele etmeden, sabirla sekillendiriyorum.




Krank mili etrafini aseton ile temizliyor ardindan cok ince bir film tabaka halinde temiz motor yagi suruyorum. Daha sonra tornacilarda yaptirilabilecek bir aparat kullanarak keceyi yerine cakiyorum.



Bildigimiz gibi yeni keceler eskilere gore daha sig. Bu nedenle krank mili ve yuva uzerinde daha da derine gitmesi gerekiyor. Ben de durdugunu hissettigim yere kadar tiklamaya devam ettim ancak neticeyi  gordugumde “Acaba biraz fazlami olmus?” diye de dusunmeden edemedim. Aslinda durudugu yere kadar cakmak gerekiyor saniyorum ama yine de emin degilim. Umarim yag sizdirmaz. Eger sizdirirsa, bu balatayi tekrar degistirmek anlamina gelecek.





Volan uzerindeki kucuk pim, krank mili uzerindeki yuvasina denk gelecek sekilde volani yerine takiyorum. Debriyaj uzerinde kullanilan butun civatalar, torklandiklarinda esnediklerini icin ozelliklerini yitiriyorlar.

Bu nedenle mutlaka YENI civatalar kullanmak gerekiyor.Yeni civatalari el ile sıkıyorum.




Volani dondurerek uzerindeki deligi motor blogu uzerindeki karsiliga getiriyor ve oraya bir alyan yerlestirerek volani kilitliyorum. (Volan dislilerine gecen orijinal BMW kilitleme aparati bende yok tabiatiyle)



Daha sonra bu bes civatayi torkluyorum. 40 Nm.



Bu altigen civatalar icin ozellikle altigen lokma aldim. Aksi takdirde benim 12 kenarli lokma takimini kullanmak birazdan yapacagimiz “abanma seansinda”, cıvata baslarinin siyrilmasina sebep olacakti.

Torklamayi yaptiktan sonra butun civatalari 32 derece daha sıkıyorum.




Simdi sira diger debriyaj parcalarini monte etmeye geliyor.

Cok ince bir tabaka seklinde olmak kaydi ile, diyaframin volana temas eden kenarina ve baskinin cikinti yuzeylerine Kluber Staburags NBU 30 PTM suruyorum. Gresin fazla kullanilmasi, sagda solda toplanip debriyajin surtunen yuzeylerine ulasma ve herseyi berbat etme ihtimali tasiyacagindan, ince bir tabaka olarak kullanmak sart.


Baski karsiligi uzerindeki, montaj civatalarinin arasinda kalan 3 adet pim, baski uzerindeki saclardan da gectikten sonra volan icindeki yerine oturmak zorunda ancak bu ne el ile zorlayarak ne de zaten kisa olan vidalarla rahat yapilabiliyor.

Bu nedenle bu montaj civatalarindan daha uzun ve uzerine ikiser adet somun koydugum alti adet civata kullaniyorum ve yine torna tezgahinda yapilan merkezleme aparati ile debriyaji yerine yerlestiriyorum. Bu civatalari hafiften sıkarak pimleri yerine yerlestiriyor ve ardindan orijinal vidalarini takmaya basliyorum.

Debriyaji sokerken koydugum isaretler, baski, baski karsiligi ve volan uzerindeki orijinal beyaz isaretler ile uyumlu. Yaklasik 120 derece olarak konumlandiriyorum.


Debriyaj merkezleme aparati son derece onemli cunku eger balatayi dogru merkezleyemezsem sanzimani asla monte edemem. Priz direk mili debriyaj balatasinin ic frezelerine kusursuz sekilde oturmali ve sanziman govdesinin dis hatlari motor bloguna sifira sifir yerlesmeli. Eger bu olmazsa sanzimani geri cekip sebebini arastirmak sart.

Debriyaji yerlestirdigimde hersey kusursuz gorunuyordu ama ben emin olmak icin bir deneme yapmak istedim.

Balata ic frezeli yuzeylerini ve priz direk milini greslemeden once kuru haldeyken ve itki milini de yerine yerlestirmeden, sanzimani yerine oturtup, merkezlemenin olup olmadigini gormek istiyorum.

Birkac kez deniyorum ama sanziman yerine tam oturmuyor. Bir tuhaflik var cunku sanziman gayet kolay sekilde, tabir caizse “cuk” diye yerine oturmali.

Merkezlemede bir problem oldugunu anliyorum ve yeni bir yontem denemeye karar veriyorum:
Debriyaj baski civatalarini balataya hareket verebilecek sekilde hafif gevsetiyorum. Daha sonra sanzimani yerine yerlestiriyor 3 vida ile sabitliyorum. Problem yok.

Mars motoru boslugundan gorunen civatalari sıkarak balatayi sabitliyorum.



Ardindan sanzimani tekrar sokuyor, volani kilitliyor ve civatalari tekrar sıkıyor, torkluyorum.

Volani kilitledigim alyani sokup sanzimani tekrar deniyorum. Mukemmel!

Unutmayin, sanziman yerine “cuk” diye oturmali!

Simdi balata ic yuzeyini gresliyorum.



Itki milinin uclarini,





Ve priz direk milini  de gresliyorum.





Sanzimani yerine yerlestirip, torkluyorum. 22 Nm.


Sanziman cikis frezeli milini,



Ve saft ic frezelerini gresliyorum.



Kararli sert bir hareketle, bir kerede yerine oturtuyorum. Ic yuzeydeki yuvaya oturdugunu hissetmemiz gerekiyor. Geriye cekerek kontrol ediyorum.


Ardindan saft kovanini yerine takiyorum. Uctaki lastik korugu temizleyip tekrar gresliyorum ve yerine takiyorum. Bu korugun de yerine gectiginden emin olmak gerekiyor.

Bir paspas kullanarak safti kovan icinde “ortaliyorum”.


10 dakika kadar buzlukta beklettigim yeni paralever rulmanini, problemsizce yerine takiyorum.



Saftin diferansiyel tarafini, cikis milini gresledikten sonra, plastik cekic kullanarak yerine yerlestiriyorum. Disarda kalan frezeleri de gresliyorum.



Sandigimdan cok cok daha kolay bir sekilde, ilk denememde ve rahatlikla, diferansiyeli yerine yerlestiriyorum. Sagdaki buyuk pivot pimi, guzelce temizledikten sonra yerine takiyorum ama tork anahtarim 150 Nm’ye yetmedigi icin normal anahtar ve var gucumle sıkıyorum.

Sol taraftaki civatayi da yaklasik 7 Nm ( bu gercekten cok hafif) sıkıyorum ve uzerine gececek olan kilit somuna, “sokulebilir civata sabitleyici” uygulayarak ve boru anahtari kullanarak (burada baska anahtar kullanma sansim yok), yine butun gucumle sıkıyorum.

Burada kesfedip uyguladigim yontem, bu sorunlu uygulamaya bence cozum getirdi:



Sanziman altinda bir tahta takozum var. Alyan kafali ana civataya anahtari sokarak kutuge dayiyorum. Ardindan ustteki kilit somuna abanabildigim kadar abaniyorum.(105 Nm diyor kitabı)
 Bu basit yontem, kilit somunu sıkarken ortaya cikan ana civatanin torkunun bozulması ve daha sıkı hale gelmesi problemine bence cok basit ve etkin bir cozum getiriyor. Simdiye kadar buna hicbir yerde rastlamamak, okumamak beni sasirtti dogrusu.

Umarım paralever rulmanları uzerinde yanlis bir uygulama yapmamisimdir. Guzel oldu aslinda, hata oldugunu sanmiyorum.
Ama hata varsa da yedek rulmanim var, rulman dagilirsa zaman icinde degistiririm.

 Motorun arka amortisor ve arka tekerini takıp sasiyi indiriyorum. Kelebek govdelerini bagliyor, mars motorunu takiyorum.



Okudugunuz uzere, simdiye kadar yaptigim butun islemleri pek de fazla zorlanmadan tek basima yaptim. Yani sanziman ve diferansiyeli yerine takmak bile aslinda tek kisinin rahatlikla yapabilecegi tureden isler. Insallah araya zaman girmeden calisma imkani bulur ve hatasiz sekilde motoru kapatabilirim.

Haftasonu marsa basmak istiyorum. O an gelinceye kadar da icim icimi yiyecek sanirim.

Krank kecesi yag kaciracak mi?
Balata yerinde problemsiz donecek mi?
Debriyaj silkeleme yapacak mi?
Umulmadik, sacma arizalar cikacak mi?

Gorecegiz…

Cumartesi sabahtan baslayarak motoru topladim, yoruldum.

Nasil olmustu acaba?

Marsa basinca birseyler patlayacak, yangin falan cikacak miydi?
Debriyaj ayiracak, ayirsa bile silkeleme yapacak miydi? Scratch One S Head

İcim kipir kipir halde, birseyler atlamamis olmamayi umarak son bir kontrol yaptim. Sanziman, diferansiyel yaglarini degistirmis, gereken butun vidalari olmasi gerektigi sıktigimdan emin olmustum.

Marsa basma ani geldiginde iyice heyecanlanmistim. Heyecanimin sebebi "Ya motora birsey olursa korkusu" degil, bir amator olarak bu isin ustesinden gelip gelemedigimi gorecek olmamdi.

Vitesi bosa aldim, jikleyi cektim, alarmi deaktif ettim, gaz kolunu iki kez sonuna kadar acip biraktim. ABS lambalari senkronize olarak yaniyordu ve kucuk yesil dugmeye bastim:

TIRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRT  Skull


Cok kotu bir ses, calismayan bir motor. Bir anda moralim bozuluverdi.Mad

Mars motoru ile volan arasinda buyuk bir anlasmazlik varmis gibiydi. Tekrar denedim, ayni ses.

Mars motorunu soktum, baktim. Hersey normal. Vitesi 4'e alip tekeri cevirdim, volan donuyor.

Tekrar denedim.

TIRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRT  Skull

Nedim'i aradim. O da "Mars motoru" dur dedi. Sokup biraz daha kurcaladim. Hersey normal gorunuyordu.
Sonra Nedim "Aku olabilir" dedi.

Evet aku son 3,5 aydir oylece yatiyordu ama ben ihtimal vermemistim dogrusu bosalacagina (Niye ihtimal vermiyorsam, babamin oglu sanki  Big Smile )

Motoru kapatip garaja cektim.

Bugun, akuyu alip sanayide sarj ettirdim. Motora taktim ve calistirdim.
Problemsiz calisti.Yahoo
Yenilenen sanzimanin yagi icinde iyice dagitmasi icin orta ayakta operasyon sicakligina yukselinceye kadar bekledim.

Motoru stop edip garajdan cikardim.

Iste en can alici kisma gelmistim. Motoru calistirip gidecektim ve debriyajin silkeleyip silkelemeyecegini cok merak ediyordum.

Ve hareket ettim. Motor ilk kalkistan itibaren "kaymak" gibiydi!!! Yahoo

Birinci viteste birkac tur attiktan sonra 1,2,3,4,5... Muhtesem! ricky

Bir amator olarak bu isin altindan kalkabilmek beni cok memnun etti, harika bir duygu bu! double OK