23 Aralık 2013 Pazartesi

Erciyes Kis


2013-14 kis sezonuna 21 Aralik'taki ilk gununde, Naci Kilavuz'la Erciyes'e tirmanarak girdik. Geceyi de zirvede bivakta gecirdik.

Erciyes'i ozlemisim!





16 Aralık 2013 Pazartesi

Ev yapimi dag beslenmesi

Enerji bar ve jelleri bizim memlekette pek yok ama olsa bile urunler biraz fiyatli oldugundan yogun kullanima pek gelmez.

Daha hafif olmak, daha cok ve direkt enerji alabilmek, bu isi faaliyet boyunca duzenli ve surekli hale getirebilmek ve sabahin ucu gibi uykulu ve usuyorken birseyler yiyebilmenin zor oldugu saatlerde mideye birseyler gonderebilmek gibi amaclarla kendi enerji jelimi yapma fikri uzun yillardir aklimdaydi.

Ancak nasil olduysa bu aksam yapabildim.

Bu is icin ana madde olarak onerilen, "kahverengi pirinc surubu" veya "arpa surubu" maddelerini simdilik bulabilmis degilim.(Aradim mi? Hayir) Alternatiflerden biri olan "bal" kullandim ancak ileride bulabilirsem, biraz daha "yavas" olan kahverengi pirinc surubu veya arpa surubunu tercih edebilirim.

Ben internetteki uygulamalardan bilgi topladim ancak piyasadaki enerji jeli ambalajlarinin arkasindaki detaylari okursaniz aslinda olayin oldukca basit oldugunu gorebilirsiniz.

Ben ana karbonhidrat olarak bal (5 corba kasigi), potasyum  icin harnup pekmezi (yaklasik 2 corba kasigi) ve sodyum  icin de sofra tuzu (yarim cay kasigi) kullandim. Genelde dagda surekli olarak tatli seyler yemeyi pek sevmiyorum ancak bunu dengelemek icin de bazi fikirlerim var.

Bakalim, haftasonu bir deneyip gorelim. Cepte duracagi icin tasimasi ve ulasmasi kolay olacak. Vucut isisiyla beslenecegi icin de akici ve yutmasi kolay olacak.

Bu karisimi iyice temizledigim 150 ml'lik bir sac jolesi tupune doldurdum. "Sac jolesinin sende ne isi var?" diye sormayin :) Uzun hikaye...

Eee, ambalaj olayi ozetlemis: Hersey kafada biter!

10 Aralık 2013 Salı

Dunyanin en zor offwidth'ini tirmanmak ve etigi korumak

Wide Boyz desem?

Cogunuz iyi kotu asinasinizdir herhalde. Dunyanin en zor "offwidth"i olan Century Crack'i tirmanmak icin iki sene boyunca agir antrenman yapan, hatta bodrumlarina bir simulator kurup deli gibi calisan ve sonunda da gidip rotayi bir guzel cikan iki Ingilizden bahsediyorum.

Offwidht moffwidth olmayan bir ulkeden cikip, boylesi bir ise niyetlenip, plan yapip, altindan kalkabilmek gercekten uzun uzun tartisilabilecek ve bence uzerinde de konusulmasi gereken bir mevzu. Ancak boyle bir motivasyonu olusturacak temel nedenlerden birinin Ingiltere'nin genelde dagcilik ve tirmanis uzerine biriktirdigi buyuk tecrubenin oldugunu dusunuyor ve kemiklesmis tirmanis ahlakinin gencleri olumlu yonde nasil yonlendirdigini goruyorum.

Ancak yine de, geleneksel tarz tirmanisin en basit ahlaki kurallarinin bile bazen gozardi edilebildigini, ustelik de bu isi en ucta an ileri seklide yapanlar tarafindan ihmal edilebildigine sahit olabiliyoruz.

Ote yandan, tirmanis olgusu, kaypakliga mahal vermeyecek sekilde o kadar basit kurallar uzerine yuruyor ki, alaninizda dunyanin en zor isini bile yapmis olsaniz, adamin biri cikip size "Hoop, kardesim! Sizinki sayilmaz!" diyebiliyor. 

Evet WideBoyz gitti, Century Crack'i buldu, calisti ve tirmandi. Ancak yine de bir detayi onemsememis ya da belki de gormezden gelmek zorunda kalmislardi. Rotayi ara emniyet icin kullandiklari yayli takozlari onceden yerlestirmis olduklari sekilde denemis ve cikmislardi. Agizlar kulaklarda memleketlerine dondular.

Ancak tirmanisin yasayan efsanelerinden, Century Crack'i (eski yapay tirmanis adiyla Chochcolate Starfish) yaklasik 10 yil onceden beri defalarca serbest stilde deneyen Stevie Haston , "Bak, kendisi cikamadi, cikanlara bok atiyor!" denilme ihtimaline bile aldirmadan, bu cok basarili genclerin -ki bu arada Pete Whittaker'in Belly Full of Bad Berries isimli acimasiz rotayi flash ciktigini hatirlatmam gerekir- tirmanisini saymiyor, "Emniyetinizi tirmandiginiz sirada almiyorsaniz, bir rotayi trad tirmanmis olmazsiniz. Bu kadar basit!" diyordu.

Bunu soylerken de inaniyordu ki, bu iki muthis genc bu rotayi olmasi gerektigi gibi cikabilir!

Derken bir sure sonra genc tufekler, baskasinin dusuncesi ve kendilerini ispatlama durumunda olmanin verdigi garip duygu haliyle Century'nin altinda dikiliyorlardi. Yere vurmayi garantileyecek emniyet aralari birakmak zorunda kalarak rotayi mukemmelen tirmandilar.

Bunu yaparken, aslina sadece dunyanin en zor offwidthini tirmanmadilar. Ayni zamanda ve bence en az tirmanisin kendisi kadar onemli olan, ahlaki degerleri dunyanin en zor isini yaparken bile gozetmenin gerekliligini vurguladilar.

Alabilene, bu hikayedeki ders gercekten buyuk.

2 Aralık 2013 Pazartesi

Habeler rocks!

71 yasinda, boylesine dinc bir beden, berrak bir zihin ve dolu dolu bir yasama ancak imrenilerek bakilir. Tirmanis hayati konusunda lakirdi etmeye pek gerek gormuyorum. Ancak buyudukce mutevazilesen ve salt insan olarak parlamayi becerebilen, temiz bir kalbin guzelligini cevresindeki herkese hissettirebilen harika bir insan olduguna da deginmeden gecemeyecegim.

www.habeler.com

Bu yil Bansko Dag Filmleri Festivali'nde dinlendigimiz isimlerden bir digeri Juanito Ouiarzabal idi. 14x8000 hikayesini ikinci kez tamamlamasina sadece 4 zirve kalmis olan dagcinin da hayati oldukca kayda deger ve istikrarli tirmanislarla dolu. Ote yandan butun sunum boyunca yaptiklarini rakamlara hapsolmus vaziyette anlatisi, surekli birtakim buyuk isimlerle rekabet icinde konusmasi, sunum esnasindaki ihtiyaclarini salondaki gonullu cocuklara "emredermiscesine" dikte etmesi, dilini direkt anlamadigim, -tercumeden dinledigim- ama ister istemez beden diline konsantre oldugum bu zat-i muhtereme isinmama engel oldu.

http://www.juanitooiarzabal.com/

Bir motive edici isim de Geraldine Fasnacht idi.






21 Ekim 2013 Pazartesi

Antalya civarlari...

Bayram tatilini degerlendirmek amaciyla guneye gittik.

Yilmaz Sevgul'un, yazim asamasinda epey fikir alisverisi yaptigimiz "Antalya Geleneksel Kaya Tirmanis Rehberi"indeki bolge, kaya ve rotalari gormek, denemek benim icin farz olmustu ve seyahatimizin asil amaci buydu. Ancak toplam dokuz gunluk tatilin ancak dort gununde tirmanabildik.  Bu kisa sure de, arkadaslarin sicakligiyla agirlasti ve araya giren bir yagisli gun de tuz biber oldu, tembellestik.

Biraz Olimpos, biraz Geyikbayiri derken zaman cabuk gecti.

Buna ragmen ilk kez tirmanma firsati buldugum Geyikbayiri'ni gormek ve eski yeni bircok arkadasla sohbet imkani yakalamak cok guzeldi. Umarim yine gidebilir, bu guzel kayalarda tekrar tirmanabiliriz.

10 Ekim 2013 Perşembe

Sene '81, Yas 15...

Sevgili abimin 1981 yilinda, daha 15 yasindayken ulastigi Erciyes zirvesinde not düştüğü defter sayfasının bir kopyası gecti elime. Sevgili Nuri Palta'ya bunun icin ozel bir tesekkur sunuyorum.

Bu notu bulmak cok hos bir tesaduf oldu. Ara ara yazdigim ama yazma isinde bir turlu istim tutturamadigim yasanmislik ve anilarimdan, konuyla direkt baglantili baslangic bolumunu musadenizle burada sizlerle paylasacagim. Bu not ve hikayesi, benim 5 yasindayken dagciliga ilgi duymamın sebebidir.

Sen bugun artik tirmanmiyor olsan da, senin sayende ben tirmaniyorum. Tesekkur ederim abi!



"...Seksenli yıllarda, Kayseri’de sıcak bir yaz günüydü. Net tarihi ya da o zaman  kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum ama o güne dair aklımda kalan en önemli detay, üzerindeki jean şortu, kırmızı renkli polo yaka tişörtü, güneşten esmerleşmiş bacakları, beyaz tenis çorapları ve normalde kışın şehir kullanımı için olan, tozlanmış, kahverengi süet botları ile abim Tahir’di.

Abim ile aramızda on yaş fark vardı ve küçükken onu anlamakta zaman zaman güçlük çekerdim. İşte o gün de, onu anlayamadığım günlerden biriydi. Çünkü, ortalığı kavuran böylesine sıcak bir günde, iki arkadaşı ile birlikte bizim bodruma girmişler ve ellerindeki çuvallara odun dolduruyorlardı. Bu sıcakta bu kadar odunu ne yapacaklarını sorduğumda, kampa gidecekleri yerde ateş yakmak için hiç odun bulunmadığını ve çok yüksek olduğundan geceleri çok soğuk olduğunu söylediler. Sorularımı uzatmadım ve bahçeye dönüp küçük havuzumuza atlayıverdim. Böylesine sıcak bir yaz gününde yapılabilecek daha güzel ne olabilirdi ki?

Benim o yaşlarda kiraz ağacından yay, sazlardan ok yapmak, kertenkele yakalayıp ameliyat etmek, ve… mmmm… annemlerin yatağını çakmakla ateşe vermek gibi gayet bilimsel (!) ve araştırmaya yönelik çalışmalarım varken, abimin Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun eğitimine katılmak için bir haftalığına Erciyes Dağı’na gitmesi bende pek de bir hayranlık yaratmamıştı doğrusu. Evet, bahçemizden hatta odamızın penceresinden bütün netliği ile görebildiğim o koca şey, yakışıklı görüntüsü, tüm Kayseri’yi koruyup kollar hali ve üzerinde yaz boyu kar bulundurma marifetiyle çok da sıkıcı sayılmazdı benim için. Ama yine de fazlaca bir ilgi yaratmamıştı bende işte.

Ta ki Tahir bir hafta sonra dönüp, her zaman yaptığı gibi kanepeye kaykılıp beni kucağına oturtarak Erciyes’te geçirdiği o bir haftayı anlatmaya başlayana kadar!

Yüzü yanmış, kararmış, alnı ve burnu kuruyup soyulmuş, etli dudakları çatlamıştı. Bu halinden önce biraz korkmuş ama gözlerinin pırıl pırıl parladığını görünce rahatlamış ve çok meraklanmıştım. Ilk beş gün boyunca aldıkları eğitimde, Koç Dağı üzerindeki Antrenman Kayalıkları üzerinden ipi vücutlarına dolayarak yaptıkları inişleri, buzda kaymamak için ayakkabılarının altına bağladıkları kramponları, gece çadırda nasıl yattıklarını, kazma kullanmayı nasıl öğrendiklerini ve ne harika insanlar tanıdığını anlattı. Bu müthiş macera çok ilgimi çekmişti ama asıl son iki günde yaptıkları zirve tırmanışını, Şeytan Deresi’ni çıkarken düşen bir kadının nasıl kontrolsüzce kaymaya başladığını, eğitmenlerden birinin peşinden atlayarak onu nasıl tuttuğunu, Hörgüç Kaya’nın şeklini ve üzerinden nasıl aştıklarını, zirveye nasıl ulaştıklarını, üzerine çıktıkları bulutları, tarifsiz manzarayı ve bu güzellikleri paylaştığı arkadaşlarıyla aralarında oluşan duygusal bağı anlattığında ben, o yıllarda kovboy filmlerinin ve Tarkan çizgi romanının müptelası olan sarışın küçük çocuk, sıcak bir yaz gününde, bahçedeki havuzda nefes tutma yarışı yapmaktan daha ilginç şeyler olduğuna da kanaat getirmiştim artık!

Bahçeye indim. Sonradan harika bir alışkanlık haline geleceği üzere çimenlerin üzerine oturdum. Batan güneşin kızıla boyamakta olduğu, bu büyük, muhteşem dağa, dinlediğim hikayelerin de etkisiyle büyülenmiş vaziyette, uzun uzun baktım. Onunla başbaşaymışım gibi hissettim, onu sevmeye başladığımı anladım, içime sevimli bir sıcaklık yayılıyordu ve gözlerimin önüne dökülen saçlarımın arasından görmekte olduğum bu yeni ama yaşlı arkadaşa bakarak kendime bir söz verdim:

Birgün mutlaka ona tırmanacak, onu daha yakından tanıyacaktım!..."
 

30 Eylül 2013 Pazartesi

Uc yeni rota...

Nomad: Gectigimiz pazarin ilk rotasi, Sektor I 'de Ready to Race'in hemen sağındaki, kendini pek gostermeyen hat. Kisa ve guzel bir dihedral rota, V+

Nomad, V+


Magadan: Nomad'in sagındaki ilk hat. Geçen haftalarda, Nomad ile birlikte dikkatimi çeken bu catlak, zorlayici ve keyifli cikti. Güzel tutamaklar ile dinamik bir tirmanis sunan hata VII- teklif ettim ama tirmanisi tekrar edince, yarim derece inebilirim gibi bir his var icimde...

Magadan, VII-


Tuareg: Derenin karsi tarafinda, Sektor II'de ciktigimiz bu guzel hat, biraz tirmanis sirasinda, biraz da ilk tirmanis ardindan yaptigimiz tas (ve birkac gercekten buyuk blok) temizliginden sonra, bol tutamak ve basamakli, malzeme yerleri cok iyi ve acemileri terletmeyecek sekilde olan, uzunca ve guzel bir rota oldu. Uzgunum, koca koca taslarin ust uste oylece durdugu, en curuk ve macerali tirmanisini ben yaptim ve gecti gitti. :) Artik rota temiz, mutlaka tirmanilmali. :) VI+

Tuareg,VI+   
Magadan

Magadan

Tuareg