25 Haziran 2014 Çarşamba

Hisarcık tarihine bir çizgi daha..

22 Şubat 2014... Ne hikmetse, bir türlü olması gerektiği gibi yaşayamadığımız bir kışın sonlarıydı. Yaşantı gerekleri, motosiklet ilgisi ve daha bir kaç diğer şey nedeniyle ancak "eski 3 kuruşluk tırmanıcı" diyebileceğim ben ve sevgili eşim, bu tarihte bize gülümseyen güneşe sırtımızı dönmemiş ve tırmanmak üzere artık "sadece bizim" diyebileceğimiz Hisarcık'a gitmiştik.

Bu kısa günde tırmanışsız kalmamak için de Eylül 2103'te ilk tırmanışlarını yaptığımız kısa ve kolay rotalara yöneldik. Hala kuytularda kar kalmıs olsa da, hava guzeldi. Önce hangilerini ve nasıl tırmandık hatırlamıyorum ama Transalpina (V+) ve Transfaragarasan (VI-) rotalarının istasyonu olan ağacta iken esim Agi ile bir fotograf aldik.



 Burası ayakta rahat durabilecegimiz ince bir setten mutevellittir.

Saniyorum takip eden tirmanista, Agi aynı istasyonda yanima ulasmis ve kendini emniyete alıyorken, hatirlayamadigim ve sebebini de su an cozemedigim bir nedenle ipi çözüp ona verme durumum oldu. Neden oldugunu bilemiyor ve anlamıyorum.

Sonra düştüm.

12 m den yere carptım daha sonra da yuvarlanarak, birkac setli yapıdan da düşerek su kenarına kadar indim. Toplam mesafe 25-30 metreyi bu sekilde buluyor sanirim. Eski bir aliskanliktan olsa gerek, her türlü adimimda olabilecek aksaklıkları, gayet dogal ve icgüdüsel bir refleks ile tahmin edip önceden ve sırasında önlemeye calisirim. Çocuklugumdan beri boyledir bu. Bilemiyorum, belki de bu sebeple, tamamina anlik diyebilecegimiz bu dusus basladigi anda, belki de yön verebildim kendime. Ya da bosluga dogru dususumu, belki de daha usturuplu yapabildim, bilemiyorum.

Uzaktan görünüş, ilk çıkış günü.


Su an, kazanin oldugu gun ve sonraki hafta benim icin karanlık. Hatırlamiyorum.

Düşüşün ilk bolumunde, sol elmacık kemigim ve goz kenarımı bir yere fena vurdum. Kaskımda izi var. Yukarıda yalnız ve kimsesiz kalmış olan Agi, ip vucuduma dolanmis oldugu icin, ipi oraya sabitleyip, daha zorunu yaptı ve oldukca riskli bir bölümden, ağaçlar arasından tırmanarak yukarıya ulaştı. Ardından büyük güçlükle, yan taraftan yürüyerek aşağı indi.

Ağlıyormuş ve nefes alıyor olduğumu görebilmek onu da ayrıca hayata bağlamış. Benim yüzüm kanıyor, bilincim kapalı olduğu halde, kollarım göğsümde carpraz vaziyette ve ipe sıkıca tutunmus, bırakmak istemiyor gibiymişim.

Agi ilk olarak saat 13:00 civarı Naci Kılavuz'u aramış. Naci'de Umut Bozacı'yı aramış. Umut, yanında Sibel ve Marian oldugu halde Hisarcık'a yönelirken ilk iş 112 Acil Servis çağrı merkezini aramış. Hemen ardından ise 112 tarafından bilgilendirilen UMKE yetkilisi Umut'u aramış ve yer tarifi almış.

Umut, 112 ekibinin 2 hemsiresi -ki bir tanesi terlik (!) giymis vaziyette- ile birlikte ve toplam 5 kisi olarak yurumeye baslar. Yaklasma her ne kadar patika olsa da, tütlü zorlanmalar ardindan 14:00'u biraz gece sanirim, bizim bulunduğumuz yere ulaşırlar.

UMKE bolgeye varmadan önce, Naci'de ulaşır ve "kaşık sedye" ile gelecekleri öğrenilen UMKE'ye, bu sedyenin taşıma için olmadığı (!) ve omurga tahtası getirmeleri gerektiği bilgisini vermek üzere geri döner. 6 kişilik UMKE ekibi ve Naci 10 dk sonra ulaşırlar.

Ilk mudahaleler ardından, düzgün ve doğru sabitlenmediğim sedye üzerinde 14:30'da ambulansa ulaşıyorum. Hemen öncesinde JAK'da gelir.

Iyi ki hepsi geldi ve mudahale ettiler, sagolsunlar. Tesekkur ederim. Konunun bu kismini burada kesecek ve daha fazla dallandırmayacağım.

Kendisine haber verilen sevgili abim Tahir, Erciyes Üniversitesi tıp fakültesinde ambulansı karşılar.

Ben yoğun bakıma alınır ve 4 gün uyutulurum. İki kez ambulansta, iki kez ise yoğun bakımda iken kalbim durur. Beynimde düşüş esnasında kanama oluşmuştur ve beni ameliyat edip etmeyeceklerine karar vermek için beni dört gün gözlemisler.

Bu 4 gün sonunda yoğun bakımdan çıkartılırken, gıyabımda konuşulan çuval dolusu boş laf bir kenara, beyin kanamam durmuş. Ek olarak, biriken kan beyinden dışarı atılmış ve beyin kıvrımları arası temizlenmiş!

Bununla ilgili, doktorlar da dahil olmak üzere, çok iltifat aldım. Tüm bu kaza ve sonraki süreci düşündüğümde, nasıl bir kazayı, nasıl mucizevi bir şekilde atlattığımı hissediyorum. Daha sonra "hafif" yoğun bakıma alındım.İlk gün ürkütücü ölçüde şişen başım, bu süreçte biraz daha küçülmüş.

Çok insana teşekkür borçluyum.

7 Mart 2014'te tahliye edildiğimde, şansli olduğum bilanço  şu şekildeydi:

* Beyin sağ lob önü kanaması: Durdu.
* Sol göz yuvasını teşkil eden kemik parçalı kırık: Yerleştirildi.
* Sol elmacık kemiği parçalı kırık: Platinle yerleştirildi.
* Çene kemiği, sol taraf üst noktası kırık.
* Çenede toplam 4 kırık/çatlak. 2 platin ve vidalarla yerleştirildi.
* Ağzımı, dişlerim üzerinden sabitleyen ağır bir diş teli aksamı. 

Onun dışında vücudumun başka bir yerinde, bir sakatlanma yok. Ölmüştüm sanırım ama geri döndüm.

Ilk gün baslanan anti epileptik ilaca halen devam ediyorum. Ilkini, üç aydan sonra bıraktım ve son nesil olan yenisine devam ediyorum, sanıyorum iki ay kadar daha devam edeceğim.

Martın üçüncü haftası gibi otomobil kullanmaya başladım. Ardından ağzım içindeki diş tellerinden kurtuldum. İşe döndüm ve kazadan 66 gün sonra ise motosiklet kullanmaya başladım.

Dördüncü aya girdik artik, bakalim. Şu an başımda ve yüzümde şişlik kalmadı, görüntüm ve sağlık durumum ise normal.

İnanılması zor bir hızla düzeldim sanırım ama çektiğim sıkıntıları ben biliyorum.

Bu kadar.






2 yorum:

Haldun Ülgen dedi ki...

Tekrar geçmiş olsun. Allah sevenlerine bağışlamış.

tRAD dedi ki...

Tesekkur ederim Haldun Abi. Sagolasin.