14 Ağustos 2017 Pazartesi

Aladağlar Sky Trail 2017, 12.08.2017

Geçen yıl Kapadokya Trail'de burkulan bileğim yüzünden dört ay kadar ara vermek zorunda kaldığım koşmaya ilk fırsatta tekrar başlamış, değerli arkadaşım Kerem Topuz'un verdiği antrenman program desteği ile ileri kendi adıma yoluna koymuştum. Hazırlandığım ilk yarış 2017 Aladağlar Sky Trail idi. Geçen yıl bu yarışı bitirmiştim ve bu yıl en azından daha iyi bir süre yapmak umudundaydım. Antrenmanlara harfiyen uyuyordum ve yarış öncesi, antrenman mesafelerini, hacmini, yokuş antrenmanlarını artıracağımız döneme tam gelmiştik ki belirtilerini hissetiğim shin splints nedeniyle, yarıştan iki ay kadar önce bir anda antrenmanı kesmek zorunda kaldık.

Yarışa kadar, durumu görmek için ara ara yaptığım kısa ve yavaş koşular dışında, koşamadım. Yarış günü geldiğinde bacağım, bu açıdan iyileşmiş gibiydi ama antrenman programının en önemli kısmından mahrum kaldığım gibi daha evvelki kazanımlar da baltalanmıştı. Pek işe yarar bir malzeme değildim yani...

Yarış öncesi gece, bir şekilde hiç uyuyamadım. bunun benim için hiç iyi olmadığını biliyordum çünkü bu daha evvel de yaşadığım bir şeydi. Yine de iyimser bir şekilde (ve bu rahatlıkla da mümkündü) başlayıp bitirmeye ve herşeye rağmen de geçen yıldan daha iyi bir zaman yapmaya karar verdim. Kerem'in nasihatini hiç aklımdan çıkarmayarak, yavaş ve kontrollü başlamaya, gücümü yarışın sonlarına saklamaya ve yarışın son çeyreğinde her şeyimi vermeye niyetliydim.

Sabah 04:30'da start aldık, kendimce kontrollü ve yavaşça gidiyordum ama sonradan farkedeceğimiz şekliyle, daha da yavaş olmalıydım. Geçen yıl bir saat gibi ulaştığım Sokullupınar'a 45 dakikada, 3saatte vardığım Çelikbuyduran istasyonuna 2:45'te ulaştım. 3:32'de Emler zirvede ve 4 saatin hemen biraz üzerinde Direktaş'taydım.

Buraya kadar, benim şu anki durumum için daha yavaş gelmeliydim. Bu, yetersiz hazırlık ve uykusuzluk üzerine eklediğim 3. büyük hata idi.

Bu yarışta, daha evvel de gerçek anlamda denemeden GU jel kullanmak üzere yanıma almış ve farkında olmadan tüm enerji ihtiyacını bu jellere yüklemiştim. 4. hata!

Hemen hemen başka hiçbir şey yemedim, sadece bol sıvı aldim ama gerçekten de enerji rezervlerim hızla tükeniyordu. Ben hala farkında değildim.

MTA Tepe altına yaklaşırken performansımdan hiç memnun değildim. Üstelik oramı buramı da, psikolojik şekilde, ağrır gibi hisseder olmuştum. Geçen yıl oldukça rahat, hiç bu şekilde bitmiş gibi hissetmeksizin tırmandığım bu dik yüzeybu yıl müthiş acı verici ve yıkıcı bir etap olmuştu benim için. 6 saat civari ulaştığım zirvesinde, arkadaşım Elif Maviş'e bırakacağımdan bahsettim. O beni yüreklendirmeye çalıştı sağolsun. Evet, devam edebilir bitirebilirdim de ama öylesine yıkık bir haldeydim ki...

Ağır ağır inerken, bırakan başka koşucularla da karşılaştım. Onların problemi bozulan mideleriydi. benim midem sağlamdı ama pek takatim yoktu. Maden Yayla istasyonuna indik, burada da sadece içecek takviyesi vardı ve yiyecekler 4 km  ilerideki Karagöl istasyonundaydı. Zaten bırakmıştım ve aç da hissetmiyordum. Biraz dinlenip, ağır ağır Karagöl'e devam ettik. Bu arada bize yetişip geçenler oluyordu haliyle. Karagöl'e ulaşıp yayıldığımda, buranın zaman tahdidine daha yarım saat vardı, devam etsem bitirebilirdim ama çok acı çekerdim ve yaptığım işten nefret etmemeliydim.

Sonra eski dost Rambo (Ramazan Karamık) bizi pickup'ıyla Demirkazık Dağevi'ne ulaştırdı. Saat 15:00 civarlarıydı sanırım. Perişan haldeydim, duş alıp yemek  yedim. İnsanlar geliyor ve yarışı tamamlıyordu. Bu yıl, yarım saat da erken başlatılan yarışın toplam süresi de böylelikle uzatılmış ve 12:30' süre ile saat 17:00'de finish olmuştu. Geçen yıla göre bitiren sayısı ve oranı çok  daha yüksekti. bunlara şahit olurken insanın içinde bir hayıflanma olmuyor, "ben de bitirebilirdim aslında" düşüncesi geçmiyor değil. Ama sıralanmış büyük hatalarım yüzünden, inat etmemem ve bu işlerden keyif alma zorunluluğunu unutmamam gerekiyordu.

Sonuç:
1. İyi hazırlanamadım ( Yarıştan iki ay önceki sakatlık başlangıcı en büyük etkendi)
2. Onceki gece uyuyamamış olmam önemli bir etken
3. Mevcut şartlarım için yeterince yavaş ve enerji açısından ekonomik olamadım
4. Beslenmede çok büyük yanlışlıklar. Sanırım en büyük faktör de buydu.

9 Şubat 2017 Perşembe

Uzundere 2017


Yıllar önce Doğubeyazıt'ın bir yerlerinde Tunç (Fındık) ile uzun uzun konuşmuş ve bu bölgede kesinlikle çok güzel buz şelaleleri bulunduğundan emin olduğumuzu söylemiştik. Hayal etmiştik.

O zamanlar, genelde bilinen birkaç fakir oluşum dışında bilinen pek birşey yoktu.

Ardından, Karadeniz bölgesinin sularının, soğuk Doğu Anadolu'ya aktığı aktığı yerlerden biri olan Uzundere ve çevresindeki harika şelaleler bulundu/gün yüzüne çıktı.

İlk çalıştayın yapıldığı yıldan beri, birçok kişisel sebep nedeniyle gitme fırsatım olmadı. Eh, bir de buz bu, sezonu kısa olabiliyor. İlgili zamanda gittin gittin, sonrasında tırmanış yalan olur.

Bu yıl bir şekilde, benim eski saz arkadaşlarımla yolumu düşürdüm oraya. Yıllar önce bu işler için yeni aldığım ve hiç kullanamadığım kramponlarımı ve sadece birkaç kez kayada kullanabildiğim kazmalarımı "hayırladım".

Zaten çok acemisi olduğumuz buz tırmanışı konusunda, bir de sıfır antrenman/kondüsyon durumu eklenince çok rahat tırmanamadım ama yine de çok güzeldi. Bütün bölge ve şelalelere ek olarak -henüz tırmanamamış olsak da- Cevizli Köyü'ndeki şelaleler fantastikti!

Seneye bakalım....




Tortum Gölü


30 Ocak 2017 Pazartesi

Bilekte ağrı

22 Ekim 2016' da Kapadokya Trail 60K'yı koşarken, 19. km de sol ayak bileğimi fena burkmuş ama buna rağmen yarışın kalan 42 km sini bitirebilmiştim.

Çok net hatırlamıyorum tarihi ama 10 gün kadar sonra, tekrar hafif bir koşuya çıkmayı denedim, bileğim ağrıyordu. Daha sonra yine aralar vererek yaptığım her denemede, ağrım vardı. Her ne kadar ağrı azalıyor idiyse de, bugün itibariyle  neredeyse 3,5 ay olacak sürede hiç birşey yapamadım.

Erciyes Üniversitesi'ndeki bir spor hekimini gördüm. Muayene ve yoklama sonrasında (sırasında ben de acı hissetmedim) doktor, hiçbir problem göremediğini ancak kıkırdak lezyonu ihtimali bulunduğunu söyledi ve beni MR'a yöneltti.

Bir hafta sonra çıkan sonuç, kıkırdak üzerinde 6 mm'lik nodüler görüntüden bahsediyordu. Doktor bu sefer sadece parmağıyla o noktaya dokundu ve canım acıdı.

Bunun tedavisi olmadığını (?), birlikte yaşamak zorunda olduğumu, inişlerde acıtacağını söyledi. Lastik bant egzersizi verdi. Bir link.

Havalar berbat burada, halen koşabilmiş değilim. Ancak sakatlanma sonrası geç de olsa hep iyiye gidiş nedeniyle umutsuz da olmak istemiyorum. Havaların açması için biraz daha zaman veriyorum, sonrasında hafiften başlamak istiyorum.

Bu arada, bilegime de yardımcı olur umuduyla yüzmeye başladım. 

Bakalim....   

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kapadokya Trail 2016, 60K

This is not a trail, this is a f**kin' roller coaster! Fantastic!

22.10.2016 tarihinde Kapadokya 60K yarisini kostum.

Oldukca yuksek sayida katilimcinin oldugu organizasyonda hos bir ortam vardi. 60k ve 110k katilimcilari icin , yaris sabah saat 07:00'de basladi.

Kendimce gayet  iyi basladim. 10.5 km deki ilk istasyon olan Ibrahimpasa'ya bir saat gibi vardim. Uchisar'a dogru devam ettim. Ozellikle burada, gercekten roller coaster misali nefis bir hat izliyordu rota. Cok keyif alarak ve oldukca hizli bir sekilde hatti takip ettim. 18,9 km ye geldigimde, bu bahsettigim nefis hat artik bitmis, vadi tabanina inmistim. Ve birden, genel anlamda cok korktugum birsey oldu. Bir sekilde aniden ve hic beklenmedik bir sekilde, sol ayak bilegim kotu sekilde burkuldu ve ben takla atarak -sarampole ucan bir otomobil misali-, hemen oradaki cukura yuvarlandim. Bir an acidan gozlerimin onunden yildizlar gecti. Acim fenaydi.

Bir sure perisan vaziyette oracikta oturdum. Bilegim hafiften sismeye baslamisti bile. Bilmiyorum, belki de 25 yildir, onceki yaptigim sporlarda da muzdarip oldugum ve bir sekilde, bu kirilgan bileklerimle her daim acik oldugum, bu yuzden cok dikkatli olmaya calistigim bir sakatlanma olayiydi bu.

O anda elbette her ihtimal geciyor insanin aklindan. Ama ortaokul yillarinda defter ve kitaplarimin ilk sayfasina yazdigim, cep telefonlari ve bilgisayarlar hayatima girince, acilis mesaji ve masaustu simgesi olarak hep tuttugum kisa yazi geldi gozumun onune. "NEVER GIVE UP!"

Onumde beni bekleyen zorlu bir 42 km olsa da devam edecektim, en azindan artik yuruyemeyecegimi anlayana kadar!

Buraya kadar zihnimde dinleyerek ve soylerek, su sarkiyla gelmistim:
(Lock,Stock and Two Smoking Barrels filminin basinda elemanlar polisten kacarken calar bu :) )


Ancak bundan sonrasini, su replikle gidecegimi yaris bittiginde gorecektim. :) "Aci yok Rocky!"



Evet, yaris yine de bitti. Kapadokya'nin gercekten cok fantastik ortaminda, cok cok guzel bir yaristi. Su anda (hemen ertesi sabah) davul gibi sismis bir bilekle, zor yurur vaziyette bu yaziyi yaziyor olsam da, kosu beni cok tatmin ve mutlu etti. Bitis cizgisini de oglum Noyan ile birlikte gecmek ayrica nefisti.





310 kosucunun basladigi bu yarisi, 8 saat 38 dakikada, genel klasmanda 48, kendi yas grubumda 19. olarak tamamladim. Kendi hedefim demeyeyim ama "umudum", 8 saatte ve daha da guzeli, altinda tamamlamakti. Bilegimi cok erken burkmus olmam ise guzel bir zugurt teselisi oldu. :)





Yarisin "Ultra-Trail World Tour Future" kapsamina alinma nedenini cok iyi anliyorum. Yaris guzel, bolge sihirli!




Sofya Maratonu, 09.10.2016


Sofya'ya seyahat edecegimiz zaman zarfina yakin olunca, firsati kacirmak istemedim. Eh kosuda yeniyim, surekli bir ogrenme, kesfetme devam ediyor. Daha evvel de bir maraton veya yari maraton kosmadigim icin, bu kez bir yari maratona yazilma karari aldim.

Yaris tarihinden dolayi, Sofya`da kalis suremizi iki hafta uzattik. Orada kaldigimiz 4 hafta suresince "kendimce" iyi sayilabilir bir antrenman donemi gecirmeye calistim. Her ne kadar ilk yari maratonumda "iki saatin altina inmeyi" kendime hedef olarak koymus olsam da, durustcesi icimden 1:40 ve 1:50 arasi bir zaman umuyordum.

Yaris oncesi son gune kadar hersey yolundaydi. O sabah muthis bir ishal ile uyandim. Atesim yoktu veya hasta da hissetmiyordum ama vucut guc kaybetmisi. Gun icinde daha da kotulesen hale ek olarak iki kez, her seferinde beser seferlik kusma nobetleri gecirdim. Aksam oldugunda, berbat halde, ertesi gunku aktivitenin yalan oldugu hissiyati ile, fiziksel ve ruhsal olarak yikik vaziyette yataga gittim. Gece boyu uyuyamadim. Kemik ve eklemlerimde, o bilinen hastalik agrilari vardi.

Sabah oldu. Kendimi biraz daha iyi hissediyordum. Aksamki halimi dusununce, sabah boyle hisedecegim aklima gelmezdi. Mucadele etmem gerekiyordu. Tatili uzatmis, bu yarisi beklemis ve bu surede elimden geldigince hazirlik yapmaya calismistim. Yarisa katilmayi ve gerekirse bir "survivor" modunda da olsa bitirmeyi kafaya koydum. Bir acidan, 21 km birsey degildi benim icin, bir sekilde biterdi.

Yaris saati yaklasirken, Sofya Vasil Levski stadyumu onundeki yerimizi aldik. Bizden yarim saat kadar once, 3 km FunRun'cilar, 10 dakika once 10,5 km yariscilari  start aldi. Maratoncular da bizden sonra cikacaklardi.

Yaris basladi ve 1 saat 57 dakikalik suremle ve  kaynayip, yuvarlanan midemle sona erdi. Evet, ilk yari maraton denemem koydugum hedefi tutmustu. Daha iyi elbete olabilirdi ama benim icin tatmin ediciydi.

1061 Nurettin OZCAN 1976 TUR  1:57:44


16 Ağustos 2016 Salı

Aladağlar Sky Trail 2016. 13.08.2016

Bir yıl önce, sadece Aladağlar'ın adı içinde geçtiği için, hiç düşünmeden kayıt olduğum, "koşma" ile ilgili gerçek anlamda hiç birşey bilmediğim bir halde, kesinlikle hazırlıksız ve ek olarak birtakım ağrı ve sızılarla, çevremdeki arkadaşlarımın da gazlamasını alarak, "yürümeye" cüret ettiğim Aladağlar Sky Trail 2015'i, 35. km deki son istasyonda zaman tahdidine takılarak bırakmıştım. Ama mevcut kosullar ve son yaşadıklarım ardından durumumdan oldukça keyiflenmiş ve kendi çapımda koşmayı öğrenmeye başlamıştım.

Geçen zaman zarfında kendi çapımda biraz koştum, bu spora biraz daha yakın hissediyordum artık.

Derken Aladağlar Sky Trail 2016'nın zamanı geldi.

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası


13 Agustos cumartesi günü, sabah saat 05:00'ı gösterirken, kesin kayıt yaptırmış 130 koşucunun sanırım 98'i start takı altındaydı. Bu yıl bir saat daha geriye çekilen başlama saati bence çok uygun ve doğru bir karardı.

Foto: Ramazan Bozkurt arşivi

Start ile birlikte Sokullu Pınar'a doğru yarış başladı. Bu bölümde ve sonrasında da beni geçenler olduysa da, kendimce fena gitmiyordum ve bu iyiydi. Çelikbuyduran, Emler Zirve ve Direktaş istasyonlarına kabaca kafamdaki zamanlarla ulaştım. Hala cepte rezerv zaman taşıyordum.

Foto: Aladağlar Sky Trail arşivi



Foto: Ramazan Bozkurt arşivi

Foto: Ramazan Bozkurt arşivi


Ardından Hasta Hoca Yaylası'na ulaştım ve MTA zirvesine doğru yükselmeye başladım. 20 yıldan fazladır "kullandığım" batonlarımı (kendime bir çift "koşu batonu" almış olsam da), bu sefer "taşımak" istememiştim. Zaten buraya kadar da öyle çok ihtiyaç hissetmedim. Elbette, "olsa iyi olurdu" dediğim bölümler ve anlar oldu, bu konuyu tekrar düşünecek ve katlayıp taşıma/çıkarıp kullanma işlemlerinde zaman kaybettirmeyecek, güzel bir yöntem/ler bulursam ileride tabii ki kullanacağım. Zaten koşu batonları diğer trekking batonlarından daha da hafif. Neyse, çok ihtiyaç hissetmedim.

Foto: Ramazan Bozkurt arşivi

MTA Zirve ardından Maden Yayla'ya doğru iniş başladı. Geçen yıldan farklı olarak, buradan sonra stabilize yola girerek dosdoğru aşağıya inilmiyor ve Davlumbaz Tepe'nin hemen yanındaki bir başka isimsiz tepeye tırmanılıyordu. Bu kısımın ilk bölümleri yokuş yukarı stabilize yol iken kısa süre sonra yine yukarı eğimli, büyük taşlardan oluşan pek de koşulamayacak bir zemine bağlıyordu. Hemen sonra hat, karşımıza çıkan büyük bir kaya bloğunun, hemen solundaki dik çarşakla birleştiği çizgiden yükselmeye devam ediyor ve sırta ulaşıyordu. Sırta ulaşınca sağa dönüyor ve isimsiz zirveye ulaşıyorsunuz.

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası


Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası



Bu kısma biraz değinmem gerek:

Koşucular arasında bu kısımdan şikayet edenleri çok duydum. Buranın koşuya elverişli olmadığını, herkesin değerli ve sona kalmış rezervlerini yiyip bitirdiğini, bu son eklenen üçüncü zirve nedeniyle koşunun geçen yıldan en %50 daha zor olduğunu söyleyenler oldu, bizzat dinledim.

Kişisel yorumum şu olabilir: Evet, elbette geçen yıldan çok daha zordu, elbette o bölümde biz faniler koşamazdık... Ama burası ALADAĞLAR! Bence rota NEFİSTİ!

O üçüncü, son zirvede Serhan Poçan "Bu kadar yol ve yorgunluğun üzerine ne kadar neşelisin!?" dedi bana. "Eh, somurtacak olsam gelmezdim zaten :)" dedim.

Cimbar Vadisi'ne dogru inmeye başladım. Zemin ve eğim hızı artırmak için güzeldi. Bir de daha evvel hiç bulunmadığım bu bölgede Demirkazık'ın öyle bir manzarası vardı ki... Tekrar gelmeye söz verdim.

Cimbar vadi tabanına indiğimde umduğum gibi hızımı artıramadım. Hatta yavaşladım bile. Maden Yayla ve sonrasında geçtiğim iki kişi bana yetişti. Onlarla birlikte Tekepınarı son istasyona ulaştım. Vakit kaybetmeden çıktım. Tekepınarı Kapı'yı geçtim ve artık son 7 km'lık, neredeyse tamamı yokuş aşağı olan, çok iyi bildiğim tatlı eğimli patikalara girdim.

Çok geçmeden istasyonda biraktigim, iki kişi bana ulaştı ve geçti. Son 7 km için yaklaşık 2 saatlik bir zaman kazancım vardı. Bunun rahatlığıyla değil ama birden çok yavaşlamıştım. Sakatlık veya benzeri bir şikayetim yoktu ama sanırım ciddi bir yorgunlukla baş etmem gerekiyordu.  Üzerinde olduğum patikalar iniş şeklinde değil de düz olsa daha tempolu gidebilirdim sanırım. Bacak kaslarım ve ayak parmaklarım epey şikayet ediyordu bu bölümde.

Buraya kadar -benim için- oldukça iyi sayılabilecek bir tempoda gelmiştim. Çok iyi bir zamanla son istasyondan çıkmıştım. Son iniş yamacına gelip Demirkazık Dağevi'ni gördüğümde ise biraz moralim bozulmadı değil hani. Bitiş'e yetişebilecek miydim? Strava'da FlyBy'a baktğımda hemen hemen bütün yarış boyunca önünde gittiğim gruba dahil koşucular beni bir bir geçmeye başlamıştı. Durum moral bozucuydu :) ama evet artık bitecekti, görebiliyordum.

47 km ve 3600+ m irtifa kazanımlı yarışı 11:42 ile bitirdim.. Koşmaya yeni başlamış biri olarak, 98 kişinin start aldığı Aladağlar Sky Trail 2016'yı bitiren 42 kişi içinde olmak beni fazlasıyla memnun etti. Genel sıralamada 40., yas kategorimde de 19. oldum. Mevcut halimle bile daha iyisini yapabilirdim belki evet ama tecrube boyle birşey olmalı. Yaşananlardan ders alıp, daha iyisini yapmaya çalışmalı.

Bu yarış bence her şeyiyle çok güzel. Elbette her şeyin, her zaman daha iyisi vardır, yapılabilir. Ancak şu haliyle bile ORDOS ve ARGEUS gerçekten müthiş bir iş yaptılar. Start sayısı itibariyle, koşucudan daha çok, 105 görevli/gönüllüyle altına girilen bu iş takım çalışması, istasyon bilinci ve her şeyiyle çok iyiydi. Kendime verdiğim söz gereği, bütün rota boyunca bütün gönüllülerle göz teması kurarak teşekkür etmeye çalıştım. Umarım hislerimi anlatabilmişimdir ama buraya bir kez daha yazıyorum. Sagolun, varolun, iyi ki varsınız!

Foto: Aladaglar Sky Trail Facebook sayfası

Eh, üstteki paragraf ardından, son tahlilde dağcılık temelinden gelen bir koşucu acemisi, dağlarda yıllarca arama kurtarma faaliyetlerine katılmış, arkadaşlarıyla, gruplarla tırmanışlar, faaliyetler yapmış biri olarak, minik bir yürek burukluğunu dile getirmeden de edemeyeceğim: Buna nasıl bir çözüm bulunabilir, pek bilemiyorum. Elbette yarislarda da bu durumlar olmadan olmaz ama bu yaris dagda gecen, dagcilarin organize ettigi, gönüllülük ilkesiyle calistigi bir organizasyon olunca ve bahsettiğim gönüllü ordusu dağın o kadar uzak ve izole yerlerine dağılmış, yük taşıyor, halen yürüyor vb iken, madalya töreni yapmak, alkış tutmak, lezzetli yemekler yemek... Ne bileyim... Bana pek uymuyor, içime sinmiyor işte... Belki de bu sadece benim...


117NURETTINÖzcan11:42:58.62
RankingAdiSüreKategori RankingGender Ranking
Demikazık Köyü
53Sokullu Pınar00:44:092647
50Çelikbuyduran02:55:402343
43Emler03:42:051937
42Direktaş04:24:171936
29MTA06:07:371323
0DAVLUMBAZ00:00:0000
0Tekepınarı00:00:0000
40Demirkazık Köyü11:42:591932

19 Temmuz 2016 Salı

SkyErciyes 2016 (60k,16.07.2016)



Koşmaya "başladığım" son altı aylık zaman zarfında, benim için pek de fena sayılmayacak bir antrenman dönemi geçirdim. Bu arada, duyurusu yapılır yapılmaz direkt ve tereddutsuz olarak kayıt yaptırdığım SkyErciyes yarışının 64 km lik parkurunun da zamanı gelmişti.

Yaristan bir gün önce, yani 15 Temmuz 2016'da Erciyes'e çıktım. Kaydımı netleştirdim, numaramı aldım, zaman içinde tanıştığım ve uzaktan bildiğim kimi arkadaşlarla görüştüm. Ardından eve döndüm, eşyalarımı hazırladım ve uykuya çekildim.

Saati tam hatırlamasam da, uykuya dalalı yarım saat kadar olmuştu ki, abimin telefonuyla uyandim. uyku sersemi, sarhoşvari bir kafayla televizyonu açtım ve darbe "kalkışmasından" haberdar oldum.

Tekrar uykuya dalmayı düşünmek nasıl mümkün olabilirdi?

Geçen saatlerin ardından, arabama binip Erciyes'e çıktım. Yarış koşulacaktı. Gece boyu sela, tekbir yayınları ve endişe ve uykusuzluk yüzünden, koşucuların bir kısmı yarışmadan vazgeçmiş, 60K koşucularının bir kısmı da kayıtlarını 25K ya kaydırmışlardı. Start saati yaklaşırken atmosfer bok gibiydi yani.

Derken 07:30 da start verildi. Başlarda garip bir ruh haliyle, nehir akıntısında savrularak ilerleyen bir dal parçası gibi, kendimi şuursuzca koşmaya çalışırken buldum. İlk kontrol noktasına kadar, neyi nasıl yaptığımı da pek bilmeden ve düşünemeden önlerde giden grupla gittim.

İlk kontrol noktası sonrası, artık koşmak istemedim. İstek olmayınca, vücut sadece yük.

Bir ara nefesimin daraldiğini hissettim. Sebep bu olamazdı elbet ama ayaklarım, bedenim ilerlemek istemiyordu. İkinci kontrol noktası ve 25K etabının bitiş noktası olan Sarıgöl'de durma kararı aldım ve iki kontrol noktası arasını yürüdüm. Sanırım, başlangıçtan 5 saat kadar sonra Sarıgöl'deydim.

Bilirsiniz, bahaneler bitmez, her zaman vardırlar. Bunları öne sürmeye pek bel bağlamayan biriyim. Sonuçta koşamadım.

Yarış ve parkur yorumum ise şu şekilde olur: Elbette, daha tecrübeli koşucuların analizi daha doğru olabilir ancak organizasyon iyi, parkur ise, büyük bölümünde stabilize yollardan geçiyor olmasına rağmen, iniş-çıkış grafiği ve geriye kalan bölümlerdeki zemin yapısı nedeniyle oldukça zorlu ve kırıcıydı. Bu, geçtiğim 25K için geçerli ama 64K nin geri kalaninin bundan eksiği olmadığı gibi, bilhassa son 20 km'de çok daha zorlu görünmekteydi. Hava, Erciyes mevsim normallerinden de sıcaktı. Koşucuların çoğu, dağın susuz olduğundan, su sıkıntısı çektiklerinden bahsetseler de, bilemiyorum, belki de dağcılık tecrübelerimden ve yanımda yeter miktarda su (2lt) taşıdığımdan dolayı, ben de böyle bir şikayet veya beklenti oluşmadı. İlk 25 km içinde birden fazla ve sunulanlar itibariyle daha zengin(!) kontrol noktaları beklediğinden bahsetti insanlar. Koşu böyle birşey herhalde... Ama bence yeterliydi.