13 Nisan 2016 Çarşamba

Koşu

2015 Ocak ayında duyar duymaz, yüksüz cantasiz Aladaglar'da dolaşacağımı, Aladağlar'ın yükseklerine hafif ayak çıkacağımı hesaplayarak hiç düşünmeden kayıt yaptırmıştım Aladağlar Sky Trail 2015'e.

Çok genç yaşlarımdan beri spor yapıyorum. Pekçok değişik takım sporu yaptım, hepsinde şampiyonluklar ve birincilikler yaşadım. Her zaman hızlı koşan ve hatta o sporlar dahilinde çok da koşan birisi olmuştum. Futbol'dan ekmek yedim mesela. Evet, kendince tekniği yüksek bir fultbolcuydum ama gol işlerinin çoğu deparlarımda biterdi.

Sonra -2003(?)- Erciyes Kuzey Yüzü'nde yapılan bir hız yarışmasını, çıkış ve iniş, 4 saat 05 dakika ile kazanmıştım.

Ama bunların hiçbiri "koşmak" değildi elbette. Koşmak başka birşeymiş!

Sıfır koşu ve sıfır mental hazırlıkla gittiğim 2011 Aladağlar Sky Trail'de, karşılaştım/yüzleştim koşu aktivitesiyle. Hazırlığımın olmayışı bir yana, koşmaya da ne kadar "Fransız"mışım meğer.

Neyse, bu geçen yıl içinde, daha da ilgilendim ve yakınlaştım koşuyla. Kendimce koşar oldum, daha çok öğrendim, anladım. 3 yıl önce kopan sol ön çapraz bağım için geçirdiğim ameliyat sonrası, yaptığım onca çalışmaya rağmen, sol bacağım halen sağ bacağımdan daha ince. 2 yıl önce geçirdiğim ağır kaza sonrası, aslında iyice toparlanmam, kendimi bulmam yeni yeni oluyor. Yukarıda bahsettiğim spor geçmişime rağmen, fiziksel kondüsyonum maksimumdan uzak. Bir sürü ağrı, sızı geçiriyor, sakatlıklar yaşıyorum. Vücudumdaki hamlıklar eskiye göre daha uzun sürede geçiyor falan. Bilmem, belki de yıllanmak böyle birşey :) Dokuz gün sonra, 22 Nisan'da 40.yıl diyorum :)

Dağlardan ve tırmanıştan asla uzak kalamam. Ama motivasyonum da feci baltalandı, yalnızlık zor şey. Tırmanışı, ite kaka, zorlaya zorlaya yapmaya çalışıyordum zaten. Ama motivasyonum azaldı, bu şekilde ve son yaşadıklarım ardından çok zor gelmeye başlamıştı. Kayseri'de yaşamanın, bu anlamda bu kadar zor olacağını düşünemezdim. Kendi haline bıraktım, zamanla beni bulması için. Ama biliyorum dağcılık ve tırmanıştan kopmam, asla.

Koşmak güzel sporlardan biri. Bisiklete biniyorum, ufak tefek dağcılık yapıyorum. Koşmaya da devam edeceğim. Motosiklete binmek gibi, arkadaşa pek ihtiyacınız olmuyor.

Blogumda da ara ara yazmaya devam edecegim, "self motivation" hesabı :)

12 Nisan 2016 Salı

Manavgat Nashira Ultra



Manavgat Nashira Ultra Maratonu'nun 35 km lik etabını koştum.

35-44 yaş kategorisinde 16. oldum. 26.03.2016

16   NURETTİN ÖZCAN (441)        4:52:37

21 Kasım 2015 Cumartesi

20 Kasım 2015 Cuma

İPEK YOLU


SOL KROŞE


Büyük Demirkazık Kuzey Duvari yeni hat denemesi...

8 Kasım 2015 Pazar

Cactus Run 2015, Sofya

Bugün Sofya'da, Pancarevo Baraj Gölü yakınlarında düzenlenen bir yarışma/organizasyona katıldım.



Bence çok güzel bir ortamda, 7, 14 ve 21 km olarak belirlenen üç uzunlukta bir yarıştı.




Parkurun ilk yarısı, düz diyebileceğimiz bir 3,5 km den oluşurken, diğer yarısı tırmanışlar ve in/çık'larla dolu bir patikaydı. Burada iki tur attıktan sonra, biz 21 km koşucularını ters çevirip, iniş yaptığımız patikaya yönlendirdiler, o düz 3,5 km ye hiç girmedik.

Baldırlarımdaki agrılardan dolayı, 7 km ardından bırakabileceğimi, öncesinde düşünmüş olmama rağmen şanslıydım, devam ettim ve 21 km etabı tamamladım. Oldukça yavaştım ama güzel olan şey, yarışı bitirmiş olmamdı.











27 Ekim 2015 Salı

Bisikletle gezinti

25 Ekim 2015 Pazar gunu, bisiklete binmek uzere arkadasim Ivo ile sozlesmistik. Sabah 05:00'te beni almak uzere geldi ve bisikletleri Land Cruiser'a yukledik. Bir gün önce şifayı kapmış ve fiziksel olarak kırık haldeydim ama 140 km mesafeyi araç ile geçip Yakoruda'ya ulaştık. Aracı parkedip hızla hazırlıkları tamamladık ve saat 8 gibi bisikletlere atladık.

Takip edeceğimiz yol buradan itibaren tamamen bir tırmanış şeklindeydi ve her yer kırağıdan dolayı bembeyaz görünürken, 0 derece ısıda tırmanışa başlamaktan, ısınma umuduyla şikayetçi değildik.

20 ya da 25 km kadar asfalttan yukseldik ve  bu mesafe içinde çok ciddi irtifa kazandık.










Ardından stabilize yol başladı ancak yolun büyük bölümü çok sert ve kırıcı taş etaplardan oluşuyordu. Her ne kadar tırmanmaya devam ediyor olsak da bu durum hem hızımızı düşürüyor hem de sürüşü zorlaştırıyordu. Böylesine uzun tırmanışlarda, bazen vitesi bir tık yukarı alabilmek bile  toplam süreye sonuçta etki ediyor. Bu anlamda yavaş tırmandık diyebilirim.






Artık ikimizin de quadricepsler, sürekli tırmanmaktan ağlayarak yalvarmaya başlamıştı ki 55 km civarı ve 15:00 gibi, 2000 m civarindaki Belmeken Baraj Gölü'ne ulaştık. Burada biraz daha uzunca bir mola verip, beslendik. Kasları rahatlatmaya çalıştık ve hem havanın soguyor oluşu hem de büyük ölçüde yokuş aşağı ve hızlı inecek olmamızdan dolayı, neyimiz varsa üzerimize giydik.




Ara ara yine yokuş çıkışlar olduysa da oldukça tempolu, hızlı ve buz kesilmiş olarak Yundola'ya indik. Ivo'nun mantıklı ve yerinde önerisiyle sıcak ve ballı çay içmek üzere mola verdik. Bu noktada, pili azalmış olan saatin kaydını riske etmemek için günün buraya kadar olan kısmını kaydettim. Ne zaman pilin biteceğini bilemediğimden, saati tekrar kayıt konumuna almadım ama buradan sonra bir 24 km kadar daha, asfalt üzerinde ve karanlıkta pedal basarak araca döndük.

Toplamda 89 km gibi bir yol pedallamıştık. Bu benim bisiklet hayatımda yaptığım en uzun yol olmakla birlikte en zorlu sürüşlerden biriydi. Ivo benden daha çok bisiklete binen birisi ve o bunun benzeri veya daha uzun yollar da yapmıştı elbet. Ancak zemin ve yokuş zorluğu hakkında o da kendi kişisel tarihinin en zorlu sürüşü oldugundan bahsetti.

Neyse, bunlar çok önemli değil. Güzel bir gündü, bisiklete bindik, kendimizi yorduk ve rahatladık. :)