19 Mart 2010 Cuma
BDK Kuzey Kis Tekrari!
Hic kimse kusura bakmasin!
Bana gore Turkiye dagciligi ve alpinizminin tarihinde, gecirdigi evrimi gosteren, muhurleyen bir tek tirmanis var:
Buyuk Demirkazik Kuzey Duvari Kis Tirmanisi! Dogan Palut ve Batur Kuruz'un bu muhtesem cikisi o donemden bu yana aklima her geldiginde icimi titretir, tuylerimi diken diken eder.
Baska pekcok iyi is yapilmistir tirmanis tarihimiz boyunca. Baska pekcok is km tasi unvanini da hak etmistir.
Ama BDK Kuzey Duvari'ni kisin cikmak, baska, bambaska birseydir!
Ve bu muhtesem tirmanis, iki yurekli alpinist tarafindan tekrarlandı!
Aykut Turem ve Mustafa Yesildal, 13 Mart 2010 tarihinde basladiklari tirmanisi 15 Mart 2010 tarihinde zirveyle bulusturdular ve 16 Mart gunu de tekrar kampa indiler.
Bu tirmanisi yapabilmek icin, hayatlarinda biriktirdikleri emegin ve zihinlerinde savrulan dusuncelerin nasil oldugunu tahmin edebiliyorum.
Muhtesem bir isin ilk tekrarini yapmakla sadece ust sinif bir is gerceklestirmediler. Ayni zamanda, sadece ilklerin pesinde kosma sevdasina tutulmus zihinlere de muthis bir mesaj verdiler.
Turk tirmanis camiasi, populer isimlerin, populer kulturun, metrelerin, endazelerin pesinde salak oldugu su donemde, yapilan bu ve benzer islerle silkinip kendine donmeli ve "ruhu olan" her ise sahip cikmalidir.
Aykut ve Mustafa!
Beni mutlu ettiniz, gonlumu kazandiniz.
Saygilar sunuyorum...
4 Ocak 2010 Pazartesi
Cingillibesik Kuzey Yuzu Ilk Kis Tirmanisi
Kis dagciligina ozlemle gecen uzun bir aradan sonra tekrar Aladaglar’a donme imkani buldum. Hemde dagda birlikte olmaktan en cok keyif aldigim insanlardan ikisiyle. Boulderhane Ibrahim Akcay Istanbul’dan, buyuk kaptan Yenal Ege’de Bodrum’dan tesrif etmislerdi. Kayseri’de bulusup hazirliklarimizi tamamladik ve Dipsiz Gol tarafi icin yaptigimiz planlari degistirerek Sari Memedin Yurdu’nda kampimizi kurduk. Bu kamptan hareketle, benim iki yil once yilbasi zamani, Eznevit sirtlarinda yururken gozume carpan ve cikmayi istedigim Cingillibesik Kuzey Yuzu’nu deneyebilirdik.
27 Aralik 2009 Pazar gunu, sabah saat 03:30 gibi kampi terkettik ve 3 saatten biraz daha fazla bir sure sonunda Cingillibesik Kuzey Yuzu’nu sagdan sola carpraz bolen, oldukca hasmetli bir kulvar/koridor sisteminin basina varmistik. Buradan baslayan kulvar sistemi oldukca net bir sekilde yuzeyin ust kisimlarindaki bir acikliga kadar yukseliyordu.
Kar, yer yer oldukca derin, hava inanilmaz sekilde ilik ve guzeldi. Tum gun tirmandik ve zirve sirtinin 30 m. kadar altinda, tulumsuz matsiz vaziyette bivakladik.
Ertesi sabah, kalan son etabi da tirmanarak yuzeyi bitirdik. Buradan zirveye gitmemeye karar verdik cunku bu epey zamanimiz alacakti, cok kotu bulutlar uzerimize dogru gelmekteydi ve inisi zirveden sonra yapmaya calismanin bize neye patlayacagina dair hicbir fikrimiz yoktu. Inisi tirmandigimiz yuzeyden yapmaya karar vermistik ve vakit gecirmeden bu ise girismenin onemli oldugunu da anlamistik. Hem Yenal’in da otobusune yetismesi gerekiyordu.
Dogru bir karar verdigimizi, ilerleye saatlerde yagan kar ve iyice igrenclesen zemin yapisi ile anladik.
Bu yüzün ilk kış tirmanisi oldugundan eminiz. Yazinin cikilip cikilmadigini ise bilmiyoruz, daha evvel cikilmamis dahi olabilir.
Netice de, cok sevdigim super arkadaslarimla harika bir haftasonu gecirdim. Tesekkurler beyler!
11 Aralık 2009 Cuma
Ulu bilgeliğe tevazu dopingi!
Programini bitirirken, kendi tevazu ve bilgeligini anlattigi uzun manzumeye girisen Izgoren, "bir tisort bir pantolonun" kendisinin en iyi kiyafeti oldugunu soyledi ve "cocuk esirgeme kurumuna giderken giydiginiz kiyafeti, Genelkurmay'a giderken de giymiyorsaniz adam degilsiniz bi kere" dedi... Kendisi oyle yapiyormus da...
Hmm...
Sen bir yandan, bir ilkcag filozofu gibi konus, sonra da cikip, insanlari "kiyafetlerine gore degerlendir"!!!
Peh...
28 Kasım 2009 Cumartesi
Bansko Mountain Film Festival

Bulgaristan'in meshur kayak merkezlerinden biri olan Bansko'ya gittik, dag filmleri festivalini gormek icin.
Guzel bir yer ve haliyle biraz turistik. Pist yapmak icin "gercekten cok" agac kesmisler ama...
Tam bilemiyorum ama yaklasik 1 hafta suren festival programinda, izlemeye deger guzel filmler vardi. Bansko'nun orta yerindeki bir binada, mutevazi iki salonda yapilan gosterimlere ilginin cok da oldugunu soylemem dogrusu. Biz de, "Am Limit" gosteriminin ardindan, Alex Huber ile yapilacak soylesi icin gelmistik aslinda. Son donemin ve modern tirmanis zamanlarin onemli isimlerinden biri olarak gordugum Alex Huber'le biraz soylesmek iyi olacakti diye dusunuyordum. Ancak son anda yapilan bir aciklamayla, Alex efendinin "ucagini kacirdigini" duyduk, "gelemiyordu".
Eh,be Alex'cim, oldu mu simdi? Oysaki ben sana sormak istiyordum:
"Tamam, iyisin, guzelsin, super tirmanicisin hatta. Ama sirf yaptigim isle ismin duyulsun diye koskoca El Capitan'da basta asagi butun tutamaklari magnezyumla isaretlemek de biraz ayip olmuyor mu yani? Sana hic yakistiramadim, cik, cik,cik... Hayir, sonra temizlesen, hadi neyse..."
Saka bir yana, sohbet iyi olabilirdi, biraz ilham alirdik.
Birkac hafta once de, yine Bansko'da Walter Bonatti'yi konuk etmislerdi ve pekcok arkadasim, bu yasayan efsaneyi yakindan gorme ve tanisma serefine nail olmuslardi. Onu gormeyi cok daha fazla isterdim, o ayri...
Bu arada arkadasimiz Alex Penkov'un, "Dunyanin En Uzun Tyrollean Traversi" uzerine yaptigi 59 dakikalik son filmi de izledik. Izlerken gercekten heyecanlandim. Daha once yine burada yazdigim ilgili yazinin ardindan, cocuklarin bu eforunun Guinnes tarafindan "tescil" edildigini ogrenmek, beni gercekten cok mutlu etti.
Bu arada, bu gecisin ip ve her turlu diger masrafi iceren yaklasik 7000 Leva'lik butcesini tek basina saglayan ve dagda da bu is icin deli gibi calisan, bilgisayar muhendisi bir elemana da hayran oldum desem yeridir. Bazi insanlarin ufuklari ve yureklerindeki genislik beni gercekten cok etkiliyor.
25 Ekim 2009 Pazar
Tusker

Kenya'nin en meshur ve en cok satan birasinin, burada yazmaya degecek kadar guzel oldugunu dusunuyorum.
Tusker'in tarihi oldukca eski, koloni donemine kadar uzaniyor. Kenya National Breweries'e ait firma ilk kuruldugu donemde, firmanin sahibi bir fil tarafindan oldurulmus ve bu da firmanin logosuna bir fil grafigi konulmasina, isminin de fildisinden tureme Tusker konulmasina sebep olmus. Ingilizce'de "Tusks", bazi memelilerde gorulen, cift ve sivri disleri anlatir.
Tusker her yil girdigi yarismalarda surekli olarak altin madalya kazanan, icimi gercekten cok hos ve bir o kadar da unlu bir bira. Bir gun yolunuz duserse mutlaka deneyin. ( O kadar unlu olmasa da, Etopya icin de St.George'u oneririm)
24 Ekim 2009 Cumartesi
Koca bir tarih, magrur bir bagimsizlik seruveni ve inanilmaz bir yoksulluk
Dortbucuk yilin ardindan, tekrar Etyopya’nin baskentinde, Addis Ababa’dayim.
Neredeyse degisen hicbirsey yok, hicbirsey. Ustelik yine gelip Ghion isimli, yesillikler icindeki ayni otele yerlestim. Oldukca eski bir otel, ayni paraya yeni ve daha guzel oteller oneriyor herkes ama bir sekilde seviyorum ben bu kohne oteli.. Hem sehrin en buyuk meydaninin hemen yaninda. Adamim Bob Marley icin her yil insanlarin toplandigi hatta yanilmiyorsam ot tutturmenin bile o gun icin serbest birakildigi meshur “Devrim Meydani”…Reggea’nin anavatanini Jamaika, kahveninkini Kolombiya sananlara biraz daha “okuma” onerivereyim hemen burada…
Hicbirsey degismemis diyordum. Otelden cikar cikmaz, arkadasca yanasan, yol boyu pesinden ayrilmayan, yardim havasina burunen, sonunda da para isteyen o cocuk bile degismemis neredeyse.. Sadece bu seferki beni inceden tehdit etmeye calisti, yanlis adama cattigini farkedince de “Allahindan bul, stinky dog!” diyerek uzaklasti.
Yurudum…
Yurudukce daha cok dusundum. Fakirligi, bir kez daha en aci, en ciplak gercekligiyle gordum. Pekcok yerde elim fotograf makinesine gitmedi, gidemedi. Yine cok utandim insanligimdan. Sadece ilk bakista anlayamadigim bir manzaranin ne oldugunu farkedince, cok uzaktan geri dondum. Utanarak, gizli sakli bastim kucuk makinamin deklansorune, bel hizamda saklayarak…
Beynime yerlesmesinden korkarak, kacamak sekilde fotograf makinesine hapsetmeye calistigim goruntu, kucuk bir isporta tezgahina aitti. Kucuk, on-onbes metrelik rulolar haline getirilmis, ilk anda anlayamadigim, bilincimin ihtimal vermesi bu kadar geciken bu malzemeler, kumas ya da kurdela falan degildi.
Tuvalet kagidiydi onlar!
Evet, tuvalet kagidi. Ana amaci “boku kucaklamak” olan tuvalet kagidinin, bu sekilde parcalara ayrilarak iki gariban insana ve muhtemelen, onlarin ekmek bekleyen cocuklarina umut olacagini nasil dusunebilirdim ki?
Bunu dusunemedim tabi. Ama farkettikten sonra cok dusundum, dusunmekten alamadim kendimi…
Ya, “tuvalet kagidini bile”, boylesi sartlarda tutam tutam almak zorunda kalanlar? Inanilir gibi degildi benim icin. Belki de atmosferin kendisi etkide cok fark yaratiyordu, bilemiyorum. Afrika’nin pekcok yerinde, pekcok yoksulluk manzarasi gordum. Sokak pazarlari ve saticilarinda, bizi cok sasirtacak satis sekilleri ve ortamlarina tanik oldum. Hep daha da ucuzlatmak icin, naylon posetlerin icine paketlenmis, bir icimlik sular, 20-30-40 gr’lik deterjanlar, 100 cc’lik aycicek yaglari, 70 gr’lik salca konserveleri...
Bir seferinde, ucakta elime gecen bir dergide ”dunya ekonomisinin %70’inin, gunluk geliri 1 dolarin altinda olan insanlarca yaratildigini” okumustum.
Insanoglunun kendisi icin olusturdugu dunya duzeni hic adil degil. Bugun Somali’de yasasam, korsan olmak icin hic tereddut etmezdim herhalde...
9 Ekim 2009 Cuma
Ruhum arabada uyuyordu..

Vratza'da, ismini bilmediğim, güzel, yer yer negatif, 30 metrelik bir çatlak rotası tırmanıyorum. Kaya, çatlak, hamleler, rotanın homojenliği harika...
Tek kusur, bu güzelliğin ruhunun "boltlarla" öldürülmüş olması. Ben de boltları kullanarak bu güzel çatlak hattının anlamını çiğniyorum. İndiğimde dönüp rotaya bakıyorum ve ne hissettiğimi soruyorum kendime..
"Hiçbirşey" hissetmediğimi anlıyorum maalesef...
Çatlak tırmanmak, takoz kullanmak ve bir takım "endişeler taşımak"...
Hiçbiri yoktu tırmanırken...